Genel

Neden Yalnızız?

15 Temmuz 2017

Konuyu sanayi devriminden açarak makineleşen toplumlarda insanların sosyo-kültürel yaşantısını inceleyecek tevellüte sahip değilim. İçine doğduğum yüzyıldan bahsedeceğim. Her şey ziyadesiyle sunileşmeye müsaitken, yalnızlık belki de bu yüzyılın başına gelmiş en güzel şeydi. Nasıl mı, giriyorum konuya.

TDK’ya göre anlamı “yalnız olma durumu, kimsesizlik” olan yalnızlık, toplumda da olumsuz bir anlama, depresif bir etkiye sahip. Ancak TDK’daki ikinci anlama bakacak olursak orada işler biraz değişiyor: “kimse bulunmama durumu, ıssızlık, tenhalık”. Eğer bu tanım da size negatif geliyorsa, e şehri terk etmek isteyen kalabalıklar nerede. Bana onları getirin.

Neden yalnızız, yazının sonunda 3 madde ile bu durumu özetleyeceğim. Sorularınızın cevabı bu yazıda mevcuttur. Aksi takdirde ayırdığınız zamanı iade edemem ama belki başka soruların oluşmasına yardımcı olurum.

Genel algıya göre yalnızlık, terk edilmiş bir hal, kişinin kendinden başka kimsesinin olmaması durumu. Topluma ve toplumun yarattığı normlara göre aslında pek de yalnız olma şansımız yok. E bir de sistem eleştirisi yapayım: Sen, ben, o yalnız kalacaksak, bu işleri-güçleri kim takip edecek, bu kadar çocuğu kim doğuracak, bu kadar stres çarkını kimler satın alacak? Ama unutmamalı ki, aynı toplum sizi içine aldığı kadar en olmadık anda ötekileştirmek için de fırsat kollar.

Bu kadar sosyoloji yeter. Zaten ancak bana yetecek kadar sosyoloji bilgisine sahipim. Yalnızlığa biraz da inançlar ve felsefe ışığında bakmak istiyorum. Ki iyice kafalar karışsın. Yalnız mı kalıyoruz, en yakın kalabalığın içine kendimizi “free hug” kartonu ile mi atıyoruz bilemeyelim…

Gerek doğayla gerek çevresiyle veya yaratanla ilişki kurarak kişinin benliğinden ve nefsinden uzaklaşarak dünyayı anlamlandırmaya çalışması inançların ve felsefenin temelinde “ortak” olduğu ender bir konu. Zaman zaman kendine bile zar zor yetecek bir varlığa sahip olan insanoğlu, yalnız kalmalı ki, özüne dönebilsin, gerçeği/hakikati arayabilsin. Çünkü bütün bu macerada onu yolundan saptırmak için başka insanların fikirleri ve maddesel arzular bekleyecek. Peki sadece yalnız kalmakla bu yolculuk, arayış -hangi kelimeyi kullansam içindeki sen’i keşfet tadı veriyor- İÇSEL DEVİNİM gerçekleşebiliyor muydu?

Sokrates’e birisi için sormuşlar -şu anda sakalım belirdi ve gözlüğümün çerçevesi yuvarlaklaştı-
“Seyahate gitti ama döndüğünde hiçbir değişiklik olmadı”,
Sokrates de demiş ki; “Giderken kendini de götürmüştür, ondan”.

Helal olsun ustaya, ben olsam ben de benzer minvalde bir yanıt verirdim. AKLIN YOLU HİÇBİR ŞEY BİLMEDİĞİNDEN GEÇER. Felsefe ve troll için 9’u tuşlayın.

Yani yaşanan her yalnızlık, kendi kendine kalma hali, bize içsel bir aydınlatma yaşatacak diye bir kaide yok. Çünkü tıpkı Devil’s Advocate filminde olduğu gibi herkes nefsi/egosu ile kendi şeytanını içinde taşıyor. Kendinle kaldığın, kendini eleştirdiğin, üzüldüğün, kırıldığın her an bir iyileşme süreci olarak içlerden bir yerden gelen “onlar hatalı, senin kusurun değil, seni anlamıyorlar” gibi yankılarla kibre dönüşmeye çok müsait.

Yalnızlık üzerine konuşup lafı ilişkilere getirmemem sizi şaşırtacaktı öyle değil mi? İşte bu da benim problemim. Ama bunu daha sonra konuşuruz (asla konuşmadı). Tek bir madde ile yalnızlık ve ilişkilere değinmem gerekirse, yalnız kalmaktan korkulduğu için çoğu ilişkinin ve hatta arkadaşlığın yaşandığı bir gerçek. Maalesef ki, en kötü ve en sevdiğim huyum, çevremdeki insanları elemek. Bir çay süzgeci gibi hunharca elemek. Bu yalnız kalmama korkusu veya içten içe gelen “onlarsız da yapabilirsin” dürtüsü aşırı miktarda dinlenmiş “I Will Survive”ın bir neticesi. Konuya girmek istemeyince lafı uzattım ama özetle demek istediğim: yalnız kalmamak üzerine kurulu bağlar, dağlara olan inancımı artırıyor.

Gelelim analizin 3 maddelik özetine;

  1. Yalnızlık insanın doğasında var.
  2. Yüzyıllar önce yaşamış insanoğluna göre daha güçlüyüz ama bu güçlü olma hali bizi diğerlerini anlamak adına geliştirmiyor, aksine bencilleşiyor ve uzaklaşıyoruz.
  3. Ted x’de teknoloji anlatan klişe konuşmacıya katılıyorum, çağ hız çağı ve bu nedenle gün geçtikçe sabırsız varlıklar haline geliyoruz. Hem başkalarına daha çok da kendimize.

Bu çağ bizi yalnızlaştırıyor ve yalnızlığın anlamını yitirmesine de neden oluyor. “Yalnız kalmamalısın”ı manifesto gibi elden ele yayarken, yalnızlığından bunalan ve kibrinden başkasını göremeyen bireyler yaratıyor. Daha çok kendiyle yemeğe çıkan ve sinemaya giden insanlara ihtiyacımız var. Biraz da kendi kendine konuşsun mesela. Tüm bunları yaparken olabildiğince kendine uzak fakat mukayyet de olsun. Bir de mutfaktan bi soda getirsin. Daha da bir şey istemem.

Ciao,
Merve

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!