Lıfe Style

İlham Kaynağı #FransızStili

10 Ocak 2017
French-Beauty-Style

dscf0375-001 dscf0407-001jeanne-damas-instagramdscf0414-001 dscf0454-001 dscf0466-001 dscf0489-001

Hala içimde Paris’i görmeye dair bir heves yok ancak son zamanlarda ilham aldığım kadınları bir araya getirdiğimde hepsinin birbiriyle anlaşmış gibi Paris ekolünden geldiğini görüyorum.

Sanat tarihinde Empresyonist’lerin (İzlenimciler) kendilerini galerilere, sanat gurularına kabul ettiremedikleri bir dönem vardır. Empresyonist dönemin ilk tarihlerinde Paris cafe’lerinde buluşan, gerçeğin ‘ışığa’ göre değiştiğini savunan, günün belli saatlerinde aynı manzaranın resmini yapan ressamlar bile bana Paris’i merak ettirmemişti.

Sanıyorum Louvre, Eiffel gibi hepimizin aşina olduğu turistik detaylar, ‘biricik’ olma özelliklerini fazla popülerlikten kaybedebiliyorlar. En azından Paris’e dair düşüncelerim buydu benim… Bir de Erasmus’ta tanıştığım Fransız arkadaşlarımın haddinden fazla milliyetçi olduklarını görünce Fransız kültürü ile arama bir mesafe girdi. Ancak, bu yazıyı yazdığıma göre izlenimlerimin olumlu yönde değiştini tahmin edebilirsiniz.

İlk ergenlik yıllarımda kendimle fazla oynamaya başlamıştım. Bunlar fazla radikaldi. Mesela birden bire saçlarımı mavi-siyaha boyatmıştım. O dönemler siyah eyeliner olmadan ev içerisinde odadan, odaya bile gitmiyordum. Kıyafet tercihim hep siyahtan yanaydı, bu konuya dair hala değişen bir şey yok. Bir de rengarenk, simli ojeler. Bir arkadaşım simli ojelerin benimle bütünleşmesini şöyle özetlemişti; “sadece elini görsem, sen olduğunu anlarım”.

5 yaşında çekilmiş bir vesikalığıma uzun uzun baktığımı hatırlıyorum. O Merve’nin bakışlarını, saç rengini özlediğimi. Bu benim için dönüm noktası oldu diyebilirim. Kendime nelerin yakışmayacağını bu şekilde anlamaya başlamıştım. Aslında radikal kararlar almış da olsam, bu ani değişiklikleri uzun yıllar uygulamayı tercih ettim. Sanıyorum zamanla da bu takıntılar bıkkınlık getirdi. Öyle ki, 4-5 yıldır siyah kaleme bile sahip değilim. Bir o kadar yıl da maskara bile kullanmadım.

Kendinden bambaşka biri yaratmanın, kendinden uzaklaşmanın kimseye iyi geleceğini sanmıyorum. Basit bir pazarlama tekniği ile ‘kendinizi sevin’ de demeyeceğim. Belli bir miktar kendini sevmemek de iyidir. Kendini kamufle edercesine değiştirmek, dönüştürmek öncelikle zihni yoruyor.

Kahkülleri arasından gülümseyen, maskülen ve nev-i şahsına münhasır tavırlara sahip Caroline De Maigret’i YouTube’da Paris Moda Haftası’nın parodi videosunda keşfetmiştim. Başta 2 dakika, 3 dakika, 10 dakika uzunluğundaki tüm videolarını izlerken, Danimarka’da katıldığı 1.5 saatlik bir üniversite konferansını izlerken buldum kendimi. Gördüğüm en sağlam duruşlu, stil sahibi, özgün ve mizah zevki kuvvetli kadınlardan biri. Fransız aksanlı İngilizce’si bile çok yakışıyor ona. Asla yeni yıkanmış gibi durmayan, özensiz ve dağınık saçların bu kadar elegan durabileceğini de ondan öğrendim.

Garance Dore. Bir diğer Paris’li moda sever, blog yazarı ve asıl mesleği; fotoğrafçılık. Yine sempatik ve özgüven sahibi bir kadınla karşı karşıyayız. Sanıyorum insana en çok yakışan şey; özgüven.

Tabii özgüven kelimesi de sık sık dile getirildi ve anlamı hafifletildi. Özgüvenli olmak; hatasız, kusursuz ve en iyisi olmak demek değil. Aksine herhangi bir insan gibi senin de kusurlu olabileceğini bilmek, hata yapma özgürlüğüne sahip olmak, hataların sonucuna katlanabilme olgunluğu, özür dileyebilme yetisi, yalnızca senin gibi düşünenlerle değil, karşıt fikirli insanlarla da konuşabilmektir.

Jeanne Damas ise Garance ve Caroline’e göre daha genç, modellik yapan, 70’lere ait tarzı ile ilham veren bir kadın. Caroline’de uzun yıllar modellik yapmış. Jeanne, vintage kıyafetleri ve sık sık kullandığı kırmızı ruju ile dikkatimi çekmişti. Bir röportajında okudum; 3 farklı ruju karıştırarak istediği rengi elde ediyormuş.

Ergenlik yıllarımda kızaran yanaklarımı kapatmak için boca ettiğim fondöteni yıllardır açıp doğru düzgün kullanmıyorum bile. Bütün ifademi değiştirip, beni Cadı Sila gibi gösteren eyeliner ve bütün siyah kalemler 5-6 yıldır yakınımdan bile geçmiyor. Tabii bunların yerine geçen güçlü alternatiflerim var. Mesela kızaran yanaklara, hassas ciltler için üretilmiş, kızarıklığı önleyen nemlendiriciler kullanmayı öğrendim. Kırmızıdan-pembeye farklı rujlarda renk deneyerek, aslında parlak, simli yapılar yerine mat yapıyı sevdiğimi fark ettim. Pembe değil, kahve alt tonlu rujların bana yakıştığını anlamam ile yıllar önce hayalini kurduğum, tek bir rujla dışarı çıkabilme durumunu gerçekleştirdim.

Yakından takip ettiğim, yukarıda ismi geçen Fransız kadınlardan öğrendiklerim ise; uğraşılmış, yapay bir görünüm yerine doğala yakın, cesur ve sade olmak tüm kadınlara yakışıyor.

Benimle özdeşleştiğine inandığım ürünler;
-Takılar,
-Simli Oje,
-Yoğun, şekerli ve kalıcı bir parfüm: Mondaine
-Matlaştıran bir nemlendirici; L’occitane Pivoine Pure
-Kahve alt tonlu ve mat dudaklar: MAC Stripdown dudak kalemi ve MAC Yash Ruj

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!