Lıfe Style

Kaygısız Favoriler

16 Aralık 2016
loccitane

dscf0025-001 dscf0040 dscf0049-001

Dünyanın en kaygısız life style blog yazısına hoş geldiniz. 2009 yılında ergenliğin vermiş olduğu coşkun, duygusal hissiyatlarla edebiyat dünyasında şok etkisi yaratan öykülerle başlamıştım blog kariyerime. Daha sonra tam da bu yukarıda görmüş olduğunuz örnekte içeriklerle devam ettim. Çünkü o zamanlar bir günlük tutmaktan farkı yoktu blog yazmanın. Daha sonra bu işin markalarla doğrudan bir ilişki kurmaktan geçebileceğini anlayanlar veya hissedenler mi demeliyim, alıp yürüdüler. O zamanlardan kalmış bir hasar olacak ki ben de sevdiğim şeylerden bahsedecek olsam bile “ya şimdi bunu da marka bana dedirttirmiş gibi durur mu” diye düşündüm. Korkmayın birazdan yazacaklarımın herhangi bir sponsorluk bağlantısı bulunmamaktadır. Zaten oldukça ihmal ettiğimin blog’unun trafiğini düşünecek olursak, şıpsevdi sakız bile sponsor olmaz benim blog’uma. Ama falım sakız’ı ciddiye alabilirim. Az önce bu yazıya başlamadan önce bir falım aradım evde ve yine bulamadım. Adeta bağımlısıyım.

Konulara upuzun girişler yapmak benim huyumdur. Şimdi Youtube’dan beni tanıyanlar bundan sıkılıyor. E, peki bu yazıyı okumaya niyetlenenler ne yapsın? Onlar ki, yıl olmuş 2016 Aralık, gelmiş buralar blog okuyor, bııııılog. Onlar eli öpülesi, gözleri sevilesi insanlar. Ben bile birazdan yazım hatası denetimi için bu yazıyı okumaya üşeneceğim. Neyse ki -de,-da’ları ortaokulda çözebilmiştim. Zaten okulun bana başka faydası da olmadı.

Konudan konuya nasıl mı atlanır? İşte böyle; güzel kokulu şeylere bayılıyorum. Güzel ama oldukça kısıtlı bir güzel. Bana göre güzel. Bu da nedir; vanilyanın her türlüsü, karamelli hafif yanık şeker kokusu -böğk seslerini duyar gibi oldum- ve akla gelebilecek her türlü tatlı koku. Geçenlerde oldukça tesadüfen bir yere girdim ve o yerin adı Pierre Cardin Home imiş. Pierre Cardin’in ev eşyası sattığını da o gün öğrendim. Bkz: Bugün öğrendiğim gereksiz şeyler. Neyse, bu ev kokuları indirimdeydi ve tek tek rafta bulunan bütün kokuları koklamaya başladım. En ön sırayada bütün sıkıcı kokuları koymuşlar. Lavanta, yasemin, mimoza ve Volkan Konak. Görevli kadına sordum; yok mu şekerli bi şeyler. O da iki alternatifi hemen sundu sağolsun, benim derdimden anladı. İsmi Angel olan bu kokuyu çok sevdim aldım, eve geldim odama koydum, kokusundan bayıldığım için şu anda evin bana en uzak noktasında duruyor ki çok nadir alayım kokusunu. Sevgili Pierre, afferin bu ev kokusu işini çözmüşsünüz. Diğerleri sulandırılmış kolonya gibi burnunu şişenin içerisine daldırsan bile kokmuyor. Ama bu ismi vasat, kendi buram buram kokan Angel bana tam istediğimi verdi..

Yine 2009’lu yıllarda beni takip etseydiniz, bilirdiniz ki arada sevdiğim makyaj malzemelerini de paylaşıyordum. Ben de aynı tondaki bütün rujları toplayıp, eve gelip “yok yok ama bu daha koyu, daha kahvemsi” diye kendini avutma sendromu var. 2009’lu yıllarda pembe, kırmızı gibi tonlar tercih ediyorken şimdi bugün sürdüğüm rujla, 2-3 ay sonra sürecek olduğum ruj arasında hiçbir fark yok. Çünkü insan yaş aldıkça gözüyle gördüğünün kendine hangi halde uyacağını tahmin etmeye başlıyor. Mac rujlarının da sahip olduğu renk skalası her cilt tenini geçtim, suratınızdaki en ufak bir çil ve beneklere dahi uyabilecek düzeyde alternatifleri var. Şu çok meşhur Kinda Sexy mesela bitti bende ve bir daha gidip almıyorum. Çok turuncumsu olduğunu düşündüğüm için içimi sıktı. Bana kahveli bi şey lazım. Honey Love tam da öyle bi şey ama o da berbat bir yapıya sahip. Mesela Kinda Sexy o kadar dudağı kurutmazken, aynı yapıda olan Honey Love çamur yemişsin hissi yapıyor dudakta. Bunu da makyaj blog-vloggerlerı açıklasın. Bu fotoğraftaki ise Yash. Yine insan gözüyle bu bahsettiğim renkler arasında bir fark yok, ancak “hissediyorum bu daha kahvemsi” diyebileceğiniz farklar var. O farklar ki, gözle görülmeseler de, kalben hissedilirler. 

Yıllardır görüp, asla ne olduğunu bilemediğim bir marka, Loccitane’ı -ismini yazmak için google’a baktım- yeni keşfettim. Keşfetmesem de olurmuş. 2 tane ürününü kullanıyorum şimdilik benim için bir Yves Rocher değiller. Bu Yves Rocher nasıl para kazanıyor, ne zaman gitsem bir sürü kampanya ile hediye ürün veriyorlar. Bak nasıl da saf müşteri, yazık shea butter gibi kalbi var. Neyse işte ben bu Loccitane’dan bi tane shea butter aldım. Dudak kremi gibi kullanıyorum ama aslında bölgesel bir ürün değil, yalnızca lip balm boyunda olduğu için “dur şu diz kapaklarıma da süreyim” etkisi yaratmıyor. Lip balm’lara göre çok yoğun bir ürün, anında nemlendiriyor ama silikon gibi de dudakta veya sürülen yerde kalıyor hemen emilmiyor. Sevdim mi emin değilim, galiba o gün mağaza görevlisi başımda o kadar dikildi ki, psikolojik baskı nedeniyle o üründen satın aldım. Bitince bir daha alacağımı sanmıyorum. Ya neler diyorum biri beni durdursun, şimdi ben yarın bir gün auto-focus’u olmayan kameraya elimde ürün tutup gösterme hareketi falan da yaparım. 

İşte bu şekildeydi sayın seyirciler. Bu satıları okuyacağınıza bir adet roman, yarım kilo öykü, az da şiir okusaydınız her şey çok farklı olabilirdi. Ama okumadınız, olsun. Bir sonraki yazıya kadar kendinize çok iyi bakın. Bu formatı da sevip, sevmediğinizi bana söyleyin ki ona göre devam etme kararı alayım. Ha bir de ürünler hakkında lütfen yorumlarda sohbet etmeyelim. Başta da dediğim gibi benim “bunu kullandım şöyle oldu”, “bu nedir böyle adeta mamamammakeupshow” gibi kaygılarım yok. Yalnızca haftanın belki de ayın favori, gereksiz ama keyifli ürünleri olarak düşünebilirsiniz bunları. Arz ederim. Ciao.

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!