Genel

Haftanın Özeti #5 Eylül

30 Eylül 2016

istanbul-siyah-beyaz

merve-tuncay-blog-yazarı
En son Temmuz ayında Haftanın Özeti yazısı yazdığım için şimdi size burada ayların özetini geçmem gerekiyor. Temmuz ayını düşünmek dahi istemiyorum. Bir ay neden bu kadar sıcak ve sevimsiz olabilir. Ağustos da böyleydi üstelik. Bu aylar hem çok beklemeli geçti, bir öyle mi bir böyle mi derken çoğu zaman ne yapacağımı şaşırdım. Bir yandan Ağustos ortasında çok sevdiğim bir arkadaşım komple ülkeyi bırakıp, başka bir ülkeye yeni bir hayat kurmaya gitti. Bu durum kimseye anlatmasam da beni baya zorladı. Benim yapamadığımı bir başkası yapıyordu, her zaman bu hissiyattan nefret ederim. Aslında başkasının mutluluklarıyla mutlu olmak dünyadaki en büyük olgunluk belirtilerinden biri. Ama bazen yatağın üstünde ayakları çırpa çırpa ağlayacak kadar bencil olabiliyorum. Ben giderken asla özlemesem de, gidenler olduğunda yüreğimde en acıklı vedalaşma sahneleri içeren, senaryo ödüllü drama filmleri çekiliyor. Kendi iç dünyamda oluyor tabii bunlar. Dış dünyam, yani deriyle kaplanmış olan vücudumdan size yansıyanlar ise Mona Lisa gülümsemesi niteliğinde.

Şimdi uzatmadan Eylül’e geliyorum. Başlangıcı ile özlenen kış havasını getiren, bir yandan herkesin hasta olmasına sebep olan, suda eriyen C vitaminleri ile viral anlaşması olduğunu düşündüğüm, doğduğum aydan 2 ay öncesi olan Eylül’e. Bilmem biliyor musunuz ben bu ay içinde çalışmaya başladım. Öyle ki geçtiğimiz Mart ayında bir mail atmıştım, ben Merve bu da benim blog’um diye. İşte o mail attığım yerde çalışıyorum şu an. Piyasada herkes kuzenini, komşusunun komşusunu, eltisinin yengesini işe alırken ben bir derginin Genel Yayın Yönetmeni’ne “Merhaba X Hanım..” diye bir mail yazdım ve görüşmeler, patronla tanışmalar derken, bir baktım 4 vesait ile işe gidip geliyorum.

Eylül ayı demişken, 29 Eylül 2015’te yani tam 1 yıl önce bu zamanlar Berlin’e 3 aylık bir staja gitmiş olduğumu biliyor muydunuz? Bu aralar Berlin hiç dilimden düşmüyor. Taşındım, işe başladım, hayatımda radikal değişiklikler oldu ama Berlin sevdası bir türlü geçmek bilmiyor. Zaten attığım her adımı bu hayale bir adım daha yaklaşabilmek için atıyorum. Tabi ben böyle sanıyor da olabilirim. Belki de yolun sonuna geldiğimde, Berlin sapağını çoktan geçtiğimi veya oradan hiç geçmemiş olduğumu bile görebilirim. Kaybolmuş olmam da çok olası. Zaten ben Zürih’ten Madrid’e, Berlin’den Bregenz’e, Roma’dan İstanbul’a çoktan kaybolmuş olmalıydım. Kendimde olduğumu düşünmüyorum. Arz ederim. 

Taşınma mevzusunu bir cümle ile atlatacağım mı sandınız? 16 yıldır oturduğum evin çaprazındaki apartmana taşındım. Görüldüğü üzere yeniliklere yüzde yüz açık bir insanla olmakla beraber her sabah otobüse, minibüse 2 adım daha fazla yürüdüğüm için kendimi güne eksi bakiyede başlıyormuş gibi hissediyorum. Ben acaba tembel bir insan mıyım? Yok ya değilim, bu gece yetiştiririm bence.

Az kalsın unutuyordum, bu hafta bir gün iş çıkışı Beşiktaş’ta yürürken, arkadamdan bir ses “Merve abla..” dedi, döndüm baktım bana doğru parıl parıl biri geliyor. “Merhaba, ben seni tanımıyorum” dedim, “Ben seni tanıyorum, Youtube’dan” dedi. Beni sokakta, yolda yürürken tanıdılar. Hem de Youtube videolarım aracılığıyla. Ben hala bunun şokunu atlatabilmiş değilim. Nasıl Fenomen Olamadım yazısını hemen şimdi rafa kaldırırdım ama sanıyorum o iş yine benden olmayacak. Beni tanıyan arkadaşı gördüğümde tavşan gibi zıplayıp “ay hemen bi fotoğraf” diye kendisine sarılmaya başladım. Canım abonelikten çıkmadın inşallah? Nasıl videolarım baya iyi değil mi:))) Anlatsana neden ben, ilk abone olunca neler hissetin yani….. (bana yapmayın böyle şeyler sonra atlatamıyorum)

Çalışma hayatına dair izlenimlerimi ise pek yakında yine buradan aktarabilirim. Önce ilk ayın geçmesini beklemem gerekiyor. Ama daha ilk günlerden bugüne sabredemediğim tek şey; yahu insan insana bir merhaba bile mi demez. “Birbirimizi umursamayı ne zaman bıraktık” temalı sevgi kardeşliğinden bahsetmiyorum. Sev, sevme ancak “bir merhaba, hayırlı olsun, hoşgeldin, nasılsın” bunları siz, siz olun bir başkasına söylemeyi unutmayın. Umarım bir süre sonra benim bir rakip, değil “insan” olduğumu anlarlar. Zaten korkmayın, benim bu şehirde pek uzun işim yok. Siz gelin kariyerdeki ennnnnnnn yüksek mertebeye, çatıya, zirveye, Everest’e. Ben Berlin’de Sbahn’dan Ubahn’a geçerken kayboluyor olacağım o sırada. Ubahn’da telefon çekmeyebiliyor, ararsanız ulaşamazsınız yalnız. Haberiniz olsun.

Haftanın Müzikleri

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!