Genel

Haftanın Özeti #1 Haziran

10 Haziran 2016
mektup-kartı

Bu haftaya birçok yeni fikirle başlamıştım ancak geçtiğimiz hafta Cuma günü (İstanbul’lular hatırlar) aniden bastıran yağmurda ıslanıp metroya binince üşüttüm sanıyorum. Salıdan itibaren bütün haftayı yat, kalk, hapşur, öksür bir biçimde geçirdim. Zaten o Salı sabahına da sabah 7 sularında “deprem oldu ya da üst komşu bu sefer amacına ulaştı, apartmanı başımıza yıkıyor” diye uyanmış, Facebook ve Twitter’daki geleneksel deprem bildirisi yarışlarını görünce gerçeği anlamıştım. Depremin ardından ise Vezneciler saldırısının haberini almıştık… (Şu üç noktayı bırakarak, söylemek istediklerim var ama söyleyemiyorum tribine girmek istemezdim, yalnızca bu seride kişisel detaylara yer vereceğim. Zaten klavye ve wifi erişimine sahip olan gündem yorumluyor.)

Sert geçen kış aylarını neredeyse hiç nezle-grip olmadan geçiren bünyem bu sefer beni şaşırttı. Hem 2012’de hem 2015’deki Almanya tecrübelerimde ev arkadaşlarım mutlaka kışın ortasında hastalanıp, yataklık oldular. Hatta “hah şimdi bana da geçer” derken, bünyeme hayret ediyor; soğuk demek ki bana pek işlemiyor diyordum. Gerçekten de kış mevsimi insanıyım. Sıcak havayı hiç sevmem, yaz aylarını oldukça anlamsız bulurum. Bunu da size söyleyen başka biri yoktur herhalde..

Bu hafta Youtube kanalım 1.000 aboneyi aştı. Aslında bunun üzerine uzun uzun fikirlerimi anlatmak istiyordum ancak o günlerde tek yaptığım şey bol bol limon sıkıp, balla karıştırıp içmekti. Ha bir de benim böyle etkisine inandığım iksirlerim var. Zencefil-bal, limon-bal-sirke karıştırıp içiyorum ve işe yaradığına inanıyorum. Bir de sarımsağın gücüne inanıyorum ben. Hahaha, bunu da size söyleyen başka biri olmaz. Hatta bir doktorun, sarımsağı hap gibi yutarak iç dediğini hatırlıyorum. Bir başka doktor da havuçları kes, limona batır, az konuşarak istirahat et demişti. Yıllarca tıp eğitimi almış insanların verdiği bu alternatif veya doğal yöntemler nedeniyle soğuk algınlığı konusunda doktora gitmek ne kadar gerekli emin değilim. İşin püf noktası vücudun istediğini verebilmek. Çoğu insan okul-iş derken yeterince dinlenmeye vakti olmadığı için, haklı olarak veya mecbur kalarak kimyasal desteklere ihtiyaç duyuyorlar. Mesela uzun zamandır şekeri bırakmaya çalışıyorum, şu boğaz pastillerin içindeki tatlandırıcıların anlamını kavrayabilmiş değilim. Resmen fırsat bulabildikleri her noktadan bize şeker aşılıyorlar.

Youtube kanalı diyordum, laf nerelere geldi. Ben yıllardır blog yazıyorum ve yıllardır bana yorum yapıp, okuyan kişileri neredeyse tanıyorum. Çoğu blog gibi blog’umu basın bülteni platformuna döndürmediğim için hiçbir zaman yüz binler tarafından okunan bir blog’um olmadı. Daha çok kendimi blogger aleminin esnafı gibi hissediyorum. Youtube yıllardır yazdığım blog maceramı aylar içerisinde ikiye, beşe katladı. İnsanlar artık okumuyor, üşeniyor. Youtube müthiş geniş bir yaş aralığına hitap ediyor. Şimdi Ted konuşmacısı gibi burada analizlere yer vermeyeceğim ama Youtube daha “gerçek” çoğu insan için. Çok güzel mesajlar, yorumlar almama sebep oldu. Bu da klişedir; herkes gelen mesajlara teşekkür eder, hepinizi seviyorum der. Ben şunun için teşekkür ediyorum; düşünen, hissedebilen insanlar beni takip ettiği için. Youtube istatistiklerine göre neredeyse %50 kadınlar %50 de erkekler takip ediyor. Yani güzel bir eşitlik var, ben bu durumdan memnunum. Ha tabi, Japon abur cuburları ile hardallı nutellalı smoothie challenge videosu yapsaydım, şimdiye kadar 1.000 aboneyi 50’ye katlamıştım. 

Bu hafta oldukça dinlenmeli geçti. Normalde boşluklardan, beklemekten nefret eden biri olsam da benim de bu dünyadaki en büyük sınavım veya popüler deyişle challange’ım -of ne çirkin oldu- beklemeyi öğrenmek. Önümüzdeki hafta “Erasmus’ta iş bulunabilir mi, ben nasıl iş bulmuştum” gibi bir video yapacağım. Aslında bu videoyu daha önce 2 kere çektim ancak birinde görüntü net değildi, diğerinde de ben oldukça yorgun olduğum için video içime sinmemişti. 3.de de beğenmezsem sanırım vazgeçip anlatmayacağım 🙂 Bir de fark ettim ki,  telefonumda hala bir sürü Berlin fotoğraflarım var. Ve o fotoğraflara bağlı birçok anı.. Gelecek videolarından biri de “Berlin Anılarım” olacak. Şimdiden gelecek haftanın 2 günü ise etkinlik daveti ve sergi açılışıyla doldu. Onlar için de vlog çekeceğim. Bütün bunları yaparken gönlümün birincisi blog’umu ihmal eder miyim? Asla. Siz sık sık buraya bakıyor olun. Bir de yorum bırakın, fena mı olur. Bu sefer öpmüyorum, size de bulaşır. Haydi ciao!

Haftanın filmi:

Haftanın müzikleri:

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!