İspanya, Seyahat

Madrid / İspanya hakkında her şey + VLOG

28 Aralık 2015
ispanya-madrid

Madrid seyahatimin üçüncü yazısından merhaba. Madrid seyahati planlıyorsanız, bu yazıdan önceki iki Madrid yazısını da okumanızı tavsiye ederim. Madrid; Avrupa şehirleri arasında kesinlike favorim diyebileceğiniz bir şehir değil. İspanyollar bile Barcelona’yı tavsiye ediyorlar. Yazın da hava çok sıcak olduğu için -ki Aralık ayında gitmeme rağmen resmen bahar havası vardı-insanlar Güney’e iniyor. Bu yüzden Madrid çok tercih edilen bir şehir değil. Ancak, benim ziyaret ettiğim sırada herhalde Madrid tarihinin en kalabalık günlerini yaşıyordu; Bank Holiday adı verilen tatil dolayısıyla her yer tıklım, tıklımdı. Abartmıyorum, kelimenin tam anlamıyla.

12 Aralık’ta İspanya’da genel seçim gerçekleşti. Türkiye’ye kıyasla bunu sokaklardan anlamak neredeyse imkansız. Ne bayrak var ne de adım başı insanı rengiyle, grafiğiyle, sloganıyla rahatsız eden afişler. Seçim var demeseler anlamazdım. Hatta yol kenarlarında direklere asılı siyasi lider fotoğrafları kadın-erkek fark etmezsizin çok karizmatikti. Beyaz fon üzerine çekilen portrelerden ibaretti. Daha fazlası kesinlikle görüntü kirliliği. Yürürken gördüğüm bir binayı modern mimarisinden ötürü çağdaş sanat galerisi sandım meğer siyasi bir partinin binasıymış. Özetle Madrid’de en şaşırdım detay seçimlerin bu seviyede “modernlikte” gerçekleşiyor olmasıydı. Üstelik, İspanyollar da iktidar partiden memnun değiller. Hatta İspanyol arkadaşlarımla kaldığım için televizyonda seçim öncesi programlarını bile izledim.

Yazılarımda fotoğrafların arasında yok ancak video’da görebileceğiniz Prado Müzesi, Madrid seyahatimin can alıcı noktasıydı. Bu kadar geniş koleksiyona sahip müze az bulunur. Katlarca, bölmelerce Goya tablolarına bakmak; Velasquez‘in meşhur Las Meninas tablosunu dünya gözü ile görebilmek gerçekten müthişti. Eserleri anlatan dinleme cihazından almamıştım, genellikle tarihi bilgileri vererek pek enteresan detaylar aktarmıyorlar diye. Ancak Madrid’den döndükten sonra bir tanıdığımın söylemesi aracılığıyla öğrendim ki; Prado Müzesi’nin dinleme cihazı ilginç bilgiler ile kurgulanmış. Siz giderseniz mutlaka bu dinleme cihazları ile müzeyi gezin. Üstelik 25 yaşın altında olan öğrencilere müzeyi gezmek ücretsiz. Bu uygulamayı daha önce başka bir ülkede görmemiştim. Öğrenciye yarı fiyatında indirim yapılır ancak ücretsiz gezebilmek büyük jest gerçekten.

Önceki yazılarda anlatmıştım, Tapas konsepti İspanya’nın daha çok küçük şehirlerde geçerliymiş. Yine de Madrid’de ara sokaklarda bulabileceğiniz cafelerde kahve sipariş ettikten sonra masaya ikram olarak gelen kurabiyeler görürseniz şaşırmayın, Tapas konseptinin hala yaşamını sürdürdüğü bir cafeye denk gelmişsiniz demektir.

Madrid’de en sevdiğim bölge La Latina oldu, favori müzem Prado, en sevdiğim içecek Sangria ve tabii ki tatlı Churros. En keyifli aktivite ise Retiro Parkında bota binmek. Calle Barquillo etrafında ise bir gece dışarı çıktık, 1970-1980 İspanyol müziğini çalan barlar mevcut. Ancak içeride yalnızca İspanyol’lar olduğu için bir noktadan sonra şarkıya eşlik edemeyince her şey sıkıcı olmaya başlıyor. Güzel tarafı ise güvenilir olması. İspanyol arkadaşlarım devamlı “çantana sahip çık” diye beni uyarsa da Türkiye’de doğmuş-büyümüş biri için tehlike arz eden bir durum yok.

Yazıyı okumaktan sıkılanlar, daha fazla detay yok mu diyenler Madrid Seyahat Vlog‘umu izlemeyi unutmasın. Sanmayın kiBerlin yazılarının bir sonu geldi. Bu hafta itibariyle kaldığım yerden devam ediyorum. Soğuk havaların etkisiyle bir yerde donup kalmazsam tabii..

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!