Almanya, Seyahat

Berlin’de yalnızca yaşayarak edineceğiniz 10 tecrübe

20 Kasım 2015
berlin-brandenburg-gate
Berlin’i tarif ederken klişe tabirleri kullanmak istemiyorum. Şehrin kozmopolit olduğunu, sanat dünyası için önemli bir lokasyon olmaya başladığını duymayan kalmadı sanırım. Berlin kesinlikle telaşla gezilecek bir şehir değil. Vakit varsa en az birkaç hafta geçirmek müthiş olur. Bölgeleri kavramak, ulaşımı çözmek, turistik aktivitelerin dışında günlük hayatı yakalayabilmek oldukça zaman alıyor. 2 aydır Berlin’deyim; evde, stajda, işte, günlük hayatta öğrendiğim şeylerden bahsedeceğim.
1. 1930’lu yılların kaynaklarında bulabileceğiniz bir konu var; Berlin insanının “kaba” olduğu. Peki ne demek bu? Müze çalışanlarının oldukça kaba olduğunu okumuştum ve daha sonra müzelerde, cafe ve restoranlarda bu durumun gerçek olabildiğini gördüm. Sırf müşteri olduğunuz için size kibar davranılmıyor. Hatta kibar davranmayı saçma buluyorlar. Bir Almanın anlatışına göre; bir gün otobüse bindikten sonra şoföre “operadan geçiyor mu” diye sormuş ve şoför “hayır” diyerek otobüsün kapısını kapatmış. Yani şoför sizin yanlış yolda olup-olma ihtimaliniz ile ilgilenmiyor. Görevi olan aracı kullanıyor. Hepsi bu kadar. Tabi bu “kabalık” günümüzde yer yer yıkılmış durumda. Çünkü müşteri memnuniyetini turizm açısından dikkate almaya başlamışlar.
2. Berlin insanı marka kullanmayı sevmiyor. Neredeyse Starbucks yalnızca turistler için var. Marketten Cola almıyorlar Club Mateadı verilen kafeinli, gazlı Alman içeceğinden tüketiyorlar. Ya da elmalı, limonlu gibi çeşitleri olan Fritz‘i tercih ediyorlar.
3. Aman nasılsa kontrol olmuyor diye kaçak bir şekilde trenlere binmeyin. Berlin’de başınıza gelebilecek en kötü şey bu gibi kuralları çiğnemek olur (60 Euro cezası var). Kalacağınız gün kadar kadar sınırsız ulaşım biletinden almak en mantıklısı. Çünkü Berlin’in müthiş bir ulaşım ağı var.
4. Bir kez daha yazıyorum: bilet çok mühim. Makinede çeviri olmadığı için yanlış bilet almışım ve 3 duraklık bilet ile 3’den fazla durak gittiğim için ceza ödedim. Aynı zamanda biletimin damgası yoktu. Güney Almanya’da bileti damgalayan bu makinelerini pek görmemiştim. Bilet aldıktan sonra üzerine saat ve tarih damgası basan makineyi kullanmayı unutmayın. Keşke internette bunu yazan yazılar görseydim..
5. “Aman Berlin’dir büyük şehirdir” demeyin Pazar günleri neredeyse her şey kapalı. Turistik mekanlar evet açık ama alıştığımız düzende değil. Cumartesi günü saat 6’da kapanmaya hazırlanan bir cafe görebilirsiniz. Almanya’da olduğunuzu unutmayın ve internetten gideceğiniz yerin saatini mutlaka kontrol edin.
6. Hafta sonu meşhur cadde ve bölgelerde bulunan restoranlarda yemek yemek mi? Rezervasyonsuz asla. 

7. Sokakta köpekleriyle adeta bir dost gibi gezen, trene, otobüse, cafe’ye onlarla gelen insanları gördükçe hayvan sahiplenmenin oldukça mühim bir konu olduğunu düşünmüştüm. Ciddi prosedürlerden geçilerek, sahipleniliyor sanıyordum. Ancak ev arkadaşımın söylediğine göre E-bay’den kedi-köpek satın almak mümkünmüş.. Bu beni biraz hayal kırıklığına uğrattı.

8. Berghain‘a gitmediniz diye Berlin’e gelmemiş sayılmıyorsunuz. Mainstream şehir efsanelerini bir kenara bırakıp, canınızın istediği gibi gezin Berlin’i.

9. Yoldan birini durdurup adres sorduğunuzda gerçekten yardımcı oluyorlar. Panoya sizin yerinize bakıp araştırıyorlar, telefondan kontrol ediyorlar. İlk günlerimde Berlin’i bölge bölge anlatmaya çalışan birine bile denk geldim:)

10. Birkaç istisnalar dışında (bunlar her şehirde ve ülkede zaten ortalama düzeyde olacak istisnalar) Berlin kesinlikle temiz, düzenli ve güvenilir bir şehir. Evlerde kapı kilitleme alışkanlığı bile yok. 

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!