Genel

Sosyal medya ve içsel ben

11 Eylül 2015
Eskiden ne çok böyle düz yazılar yazardım, hoş okunuyor muydu pek bilmiyorum. Bu durum üstüme yapıştı, yeter artık bunun da şakasını yapmaktan sıkıldım. “3-5 kişi okuyor ehi ehi” kendi kendime yapıyorum bunu. Çünkü çok sıkılıyorum. Abidik gubidik sponsorluk çalışmalarını tercih etmediğim için patırt patırt patlamıyor blog’um. Ve ben istiyorum ki burası, bu hayal dünyası benim işim, kazancım, her şeyim olsun. Mümkün mü bilemem ama olacaksa da zor olur. Çünkü zoru severim.
Senin, benim ve hatta “ötekinin” bile canı çok yandı. Zaten hep yanıyordu, bu toprakların kaynamadığı ne zaman görülmüş ki. Lisede en sevmediğim derslerden biriydi tarih. Harala gürele herkes birbiriyle savaşıyor biz de not ediyorduk. Yaz, sonuç; Eflak Boğdan sınırı genişledi, skolastik düşünce yıkıldı, Çin Seddi, İpek Yolu vesaire. Anlatılanların ruhu yoktu bir kere. Bu belgelenen olayların gelişmesi neredeydi? Giriş savaş. Sonuç toprak. Gelişme? Orası sınava dahil değilmiş. Oh.
Ya, aslında hiç istemiyorum böyle siyasal göndermeli, sosyal mesajlı yazılar yazmak. “Bak, ben de geride kalmadan ortaokul kompozisyon bilgimle şimdi ne biçim göndermeler yapacağım” demek. Çünkü yapmak zorunda değilim. Daha içimde hazmedemediğim tonlarca şey var. Ne bir tweet’e sığıyor ne de siyah ekranlı profil fotoğrafına. O siyah kareleri nereden buluyorsunuz bu arada? Google, enter, yas.
İdeolojilerin herhangi bir canlının hayatından daha kıymetli olduğuna inanmıyorum. Ki canlı dedim dikkat ederseniz. Karıncalar yuva yaparken kaldırımda rahat rahat yürüyemeyen insanlar değil miyiz, ne bileyim her çocuk en azından şişe kapağıyla su vermiştir karıncalara. Gerçekten romantizm olsun diye demiyorum, insanoğlu böceklerden ve türevlerinden kaçarken, karıncalara sempati duyması enteresan değil mi. Demek ki mesele algıda sevicilik. 
İki paragraf yukarıya tekrar atıfta bulunacağım. Sosyal medyada ne kadar kendin oluyorsun ki, en ufak bir acı hissettiğinde bunu vurgulamak istiyorsun. Şu an ağlıyorum yazılıyor mu mesela? Tarif edilemeyenlere ne oluyor? Zaten tarif ettiğinde bile karşı taraftaki “aynısı benim de başıma geldi” dediğinde bozuluyoruz. Ne sen, ne de ben aslında paylaştıklarımızın “ortak”olduğunun farkında değiliz. Acıyı dahi kişiselleştirmek istiyoruz. Toplumun duyarlılık gösterdiği noktaları es geçmeden, anında vurgulamış olmak da mühim. Bir noktadan sonra insanoğlu kendi duyarlılığına aşık olmaya başlıyor. İşte işin orası tehlikeli.
İnsanların ne çok aidiyetleri var. Bu aidiyetler çoğu zaman ayak bağından öteye gidemeyen tabulardan ibaret. Ve dünya senin yörüngende değil, “olmadan yapamam” dediklerinin etrafında dönüyor. Biz de onların uydusu gibiyiz. O nereye, biz oraya. Astrofizikçi olmasam da galaksiyi hayal edebiliyorum. Bu bile çoğu zaman bana gerekli dersi vermeye yetiyor. Bir “pıt” kadarız. Pıt gibi tespit oldu farkındayım. Ama bu yazıyı tamamen aklıma estiği gibi yazmak istedim. Defalarca düşünülmüş, aforizmalar yerine şimdi, şu an hissettiklerimin tercümesini etmekti dileğim. Tercüme dedim çünkü hislerin de bir kendi dili var, tercümanını bulamadığımız.. Dur bakayım kaç beğeni almış, rt gelmiş mi, repost edilmiş mi gibi dertlere düşmeden iç dünyamdan sizlere selamlar yolladım. Pıt olma olayını bi düşünelim derim.

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!