Seyahat, Türkiye

Cunda Adası #3 (Taş Kahve ve Setenay Restoran)

20 Temmuz 2015
cunda-adası-ayvalık
 
Seyahatler gelir gider ama yazıları hiç bitmez sevgili sayın seyirciler. İşte Cunda’da böyle bir seyahatti. Hem kalbim hem de midem Ege’de kaldı diyebilirim. Her anı da fotoğraflayınca bana da bir sürü blog yazısı yazmak düştü. Cunda’nın ilk yazısında Taksiyarhis Kilisesi’ne ve Lal Restorana gitmiştik, önce onu bir okumanızı tavsiye ederim. Sonra da Ayvalık ve Şeytan Sofrası’na çıktığım gün olan 2. Cunda yazısını okusanız pek güzel olur. Bir dakika belki de siz, zaten bu iki yazıyı daha önce okudunuz? Dil altımı getirin bana, bir heyecanlandım şimdi. 
İlk Cunda Adası yazısında Cunda’nın meşhur ve tarihi kahvecisi Taş Kahve‘nin tırt çıktığından bahsetmiştim. Ne demek oluyor bu derseniz; gayet sulu bir kahve ve bir o kadar da sulu bir hizmeti var. Kalabalık ile idare edemiyorlar, yalnızca siparişi alan garson hesabınızı alıyor ve bu nedenle aynı garsonu hesabı ödeyebilmek için yakalayabilmek için bildiğiniz bütün duaları okuyun, meşrebinize göre toteminizi yapın öyle bekleyin. Lakin o garson kolay kolay gelmiyor. Kendisi önceki hayatındaGodot imiş. Daha önce hiç hesabı ödemek için bu kadar çaba sarf ettiğimi hatırlamıyorum. Sinirlenip, kalkmak istiyorsun ancak Godot kod adlı garson bir türlü gelemiyor; adeta arafta kalıyorsun. Manevi bir yolculuk yapmak isteyenler için kaçırılmaması gereken bir adres. Sabır No1 sınavı sizleri bekliyor. Ancak dondurması güzel, dondurmayı yiyerek sahilde yürüyüş yapın derim ben.
Bana güzel şeylerden bahset diyenler yok mu? O zaman şimdi başka bir garsonun müşteriyi nasıl etkilediğine gidelim. Setenay Butik Otel’in önünden geçerken (The Grand Budapest Hotel filmini izleyenler oradaki garson çocuğu hatırlasın) hizmet sektörü hatta halka ilişkiler için dünyaya gelmiş bir garsonla denk geldik. Öyle ki “x var mı” diye soruyorduk, cevap olarak masaya iki dakikada alüminyum folyo ile vazo haline gelmiş çiçekler geliyordu. Bir de oturduğumuz yer azıcık kaldırım gibi yüksekte olunca “bakın size loca kapattım” dedi, biz de bir güzel yedik. Olsun, mühim olan karşıdakinin işini yaparken duyduğu şevk değil mi zaten. Bize de o yetmişti. Çipura olmayınca Levrek sipariş ettik ve yaklaşık saat 20.00 gibi oturduğumuz butik otelin restoranından saat 01.00 civarı kalktık. Yemeğin yanında Ege lezzetleri olan kabak çiçeği dolması, deniz börülcesi gibi zeytinyağlılardan da sipariş etmeyi ihmal etmedik. İlerleyen saatlerde zaten yemek işin bahanesi oldu. Setenay’ın müzisyenleri sayesinde bir fasıl akşamı kıvamında önce tüm masalar efkarlandı, çift olarak yemeğe başlayanlar bile “galiba biz ayrıldık” kıvamına geldi ve sonunda, 00.00 sularında Antep havası ile başlayan oyun, halayla devam edip, turistlerle beraber göbek atmaya kadar vardı. O esnada çevreden 3-5 kişiyi kayıt alırken gördüm, umarım yarın bir gün intenette görmem. Blog’u kapatıp, gerçekten Ege’de bir sahil kasabasına yerleşmeye gidebilirim. Bu oyun havasının da sebebi pek tabii The Grand Budapest Hotel kod adlı garsondu. Hem güzel bir yemek, hem de güzel bir eğlence için not edin; şimdiye kadar verdiğim en iyi Cunda tavsiyelerinden biri burası.

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!