Seyahat, Türkiye

Cunda Adası #2 (Ayvalık ve Şeytan Sofrası)

10 Temmuz 2015
ayvalık-cundaadası
Cunda Adası’ndan gelen ikinci yazısından herkese merhaba. Seyahatlerden sonra fotoğrafları düzenleyip, yazısını yazmak bir hüsran yaratmıyor değil. En son Şubat ayında gerçekleştirdiğim Almanya seyahatimde böyle hissetmiştim. Yazıyı yazarken “gelmedim mi acaba, oralarda bir yerde kalmış olamaz mıyım” diye düşünüyordum. İşte Cunda’da bende böyle bir etki bıraktı. Eğer ilk okuduğunuz Cunda yazısı buysa lütfen bir önceki Cunda Adası (Taksiyarhis Kilisesi ve Lal Restoran) yazısını okuyarak buradan devam edin, sürekliliği sağlayalım ve arkalara doğru ilerleyelim. (Beyaz Büyü Stuttgart – Cunda Minibüs hattı gururla sunar)
Cunda Adasına giderken Cunda’nın Ayvalıktan apayrı bir yerde olduğunu sanıyordum. Haritadan falan da kontrol etmemiştim. Hiçbir seyahatimde -bilhassa yurt dışında- harita kullanmayı sevmiyorum. Meğer Cunda, Ayvalık’a çok yakınmış ve tabir-i caizseAyvalık’tan azcık aşağıya kaykay’la kaptırsak Cunda’ya inmiş oluruz. Evet, gerçekten bu kadar yakın. E, durum böyle olunca bir gün de Ayvalık‘a ve Sarımsaklı’dan Şeytan Sofrası‘na gidelim dedik. Öyle sıcak bir gündü ki, Saatli Camii’yi bulduktan sonra iki adım atacak halimiz kalmamıştı. Saatli Camii kiliseden camiiye çevrilmiş. Adını kuledeki çanın üzerindeki “saatten” alıyormuş. 1850 dolaylarında inşa edildiği düşünülüyor. Gerçekten güzel bir yapı, özellikle sokak aralarından bir silüet olarak belirmesi tam benlik. Mesela keşke bizim şehirlerimiz de tepelerden faydalanılarak tarihi yapılar ön plana çıkarılacak şekilde tasarlansaydı değil mi? Tıpkı Roma gibi. Ama bu bambaşka bir yazının konusu..
Saatli Camii sonrası Ayvalık Bit Pazarına gidelim dedik ama birkaç arama sonucu sıcaktan yıldık ve sahil kenarındaki cafe’lerin birine “ayvalık tostu” yemek için oturduk. Sanırım tostu öylesine yedim, bir daha herhangi bir yerde yiyeceğimi düşünmüyorum. Ama genelde insanlar seviyor. Sahil kenarında 20 litreye yakın su tüketip, buharlaşmanın önüne geçtikten sonra Ayvalık’tan Sarımsaklı dolmuşlarına bindik. Bu dolmuşlar da sizi Şeytan Sofrası’na giden araçların olduğu yerde indiriyor. Araçların belli saatleri var biz 19.00 aracı ile gittik, gayet de ideal bir saat oldu gün batımı için. Ayvalık adaları ve Midilli adasının üzerine batan güneş için geliyormuş turistler buraya yani özetle gün batımını izlemek için. Bir de şeytanın ayak izinin olduğu düşünülen eski bir lav birikintisi varmış, bunu şimdi fark ettim. Orada görmemiştim.
Yine her yerli seyahat yazımda bahsettiğim gibi Şeytan Sofrası’nın oradaki cafe’yi hiç sevemedim. Daha geriye bir yere konumlandırılıp, insanların manzarayı daha rahatça izlenmesi sağlanabilirmiş. Böylelikle insanlar kayalıklara oturmak için bir savaş vermezdi. İkinci sorun da Şeytan Sofrası’nda gerçekleşen fotoğraf çilesi. Gün batıp gidiyor ama o fotoğraf çilesi bitmiyor. Şöyle güzel bir kaya üzerinde yer bulsanız, mutlaka sağdan soldan bir aile fotoğraf için dürtüyor; selfie çubuklular adeta terör estiriyor, çiftler yeterli miktarda selfie çektikten sonra bi de sizin elinizden alalım diye telefonu elinize tutuşturuyor. Yani en az 20-30 kişinin profil fotoğrafını o akşam orada çekiyorsunuz: Brace Yourself. Son olarak Cunda’dan Ayvalık’a dolmuşla da gidebildiğiniz gibi motorla da gidebilirsiniz. İlk gün biz motorla gitmeyi tercih ettik. Motor dolmuştan daha uzun sürüyor ama Cunda – Ayvalık arası tekne turu yapmanın en kısa yolu, mutlaka tavsiye ederim. Cunda yazısı şimdilik burada bitiyor ama gelecek olan 1 ya da 2 Cunda yazısı daha var. Eylül ayında tatile çıkacaklar varsa onları da son yazıya alalım: Cunda, Olimpos, Bodrum,Muğla, Kuşadası ve Efes sizleri bekliyor. Ciaoo.

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!