Lıfe Style

Seyahat Çantam (Cilt Bakımı ve Tavsiyeler)

2 Mayıs 2015
cilt-bakımı-tavsiyeleri
Muğla – Bodrum seyahati öncesi böyle bir yazı yazacaktım ancak, markalara niye yer vereyim ki dedim ve vazgeçtim. Özellikle Yves Rocher virali gibi olur diye düşündüm, çünkü çok fazla ürününü kullanıyorum. Yan yana getirdiğimde ben bile sıkıldım. Peki bu yazıyı niye yazıyorum; hem canım istedi hem de havalar ısındığı zaman gezmek/seyahat etmek önlem almayınca işkenceye dönüşebiliyor. Bu yüzden kullandığım çoğu ürünün ciddi anlamda işlevsel yanlarının olduğunu fark ettim. İlk etapta nereye gidilirse gidilsin temiz cilt çok önemli. Beyaz tenli olduğum için haliyle hassas da bir cildim var. Eskiden cilt tipim de kuruydu ama ikinci fotoğraftaki Yves Rocher’nin nemlendiricisi ve serumu bu sorunumu çözdü. Benim kullandığım nemlendirici kızarıklık giderici bu yüzden de cildime çok iyi geliyor ve yanılmıyorsam su bazlı olduğu için de yağlı yağlı bir his bırakmıyor. 1-2 günlüğüne de gidecek olsam bu arkadaşları yanımdan ayırmıyorum. Cildimin sabahki durumuna göre bazen yalnızca mavi şişedeki serumu sürüyor, nemlendiriciyi akşama bırakıyorum. Bazen de tam tersi.
3. ve 4. fotoğraflardaki ürünler ise tam seyahat boyu oldukları için çok seviyorum. Vichy’nin termal yüz spreyi güneşin altında cilde nem veren en güzel şey. Geçen yıl Kuşadası’na giderken de bahsetmiştim. Zaten +50 faktör yüz kremi taşımak boynumun borcu. El kremi, lip balm bunlar hepimizin çok sevdiği şeyler. Bir süre sonra fark ettim ki bunlar ufak-tefek gibi gözükseler de, çantayla bir işbirliği yaparak gün içerisinde omuza saldırıyorlar. Akabinde şu cümleyi kuruyoruz; “ay omzum koptu”. Bunun için bulduğum çözüm de olabildiğince her şeyin küçük boyunu taşımak. Buna el kremi de dahil. Bir şekilde birden fazla taşımaya inandığımız lip balm’lar için de geçerli.
Parfüm, koku benim için vazgeçilmez. Bu aralar ablamın hediye etmesiyle beraber 4-5 yıl önce kullandığım çok sevgili Pink Sugar’a geri döndüm (aşırı önemli bilgi, kendimden sıkılacağım şimdi). Pink Sugar’ın hemen yanındaki deodorant ise orada öyle boşuna dikilmiyor, kendisini Şubat ayındaki Almanya seyahatimden aldım ve daha yeni kullanmaya başladım. Kullanırken saniyeler içerisinde fikir bulutunda kayboluyorum; “ya biterse, e bitecek zaten, kullanmasam mı, amaaan yine giderim ya, gider miyim gerçekten??” Ve içimdeki ev hanımı ile tanışmaya ne dersiniz: kolonya diye mutfak ferahlığı isminde bir şey almışım. Tabii ki de ufacık olduğu için çantamda duruyor. Evet her 10 dakikada bir el yıkadığım kesin bilgi. Bunu da not edin, bu sefer parantez içinde de yazmadım hem.
Mat rujları da gerçekten çok seviyorum. Neden bütün rujlar mat değil ki? Lipgloss diye bir şey neden var? Seyahat ve gezilerle nasıl bir bağlantısı var hemen açıklayayım: daha kalıcı oldukları için gün içerisinde “ay şu kalenin tepesinden poz veriyorum ama sabah sürdüğüm ruj dondurmanın üzerinde mi kaldı, yoksa kahve fincanında mı beni terk etmişti” gibi kaygıları birebir.
Bu yaz Roma’da dondurma şov yapacaklara, Berlin Tiergarten’da çimlere yayılarak Bretzel yiyeceklere, Zürih’te İsviçreli bilim adamları ile birlikte çikolatanın DNA’sını inceleyecek kadın okuyucularıma benden seyahatte cilt bakımı tavsiyeleri: 
  • Fondöten sürmeyin. İster pudralı ister su bazlı bir fondöten olsun, sıcağın altında saatlerce yürüyünce cildi çok rahatsız ediyor.
  • Maskara için de aynı şey söz konusu. Waterproof olduğunda durumu kurtarabilir.
  • Peeling çok önemli. Gerek güneş ışığı, gerekse seyahatlerde daha yağlı beslenmekten dolayı cilt de etkileniyor. Akşam kaldığınız yere döndüğünüzde 3-4 dakika peeling’i maske olarak kullandıktan sonra cilt gerçekten çok rahatlıyor. Peeling yoksa kahve telvesi var..
  • Güneşten sonra cildinizi ne rahatlatıyorsa yanınıza ondan mutlaka alın. Mesela Bepanthene. İster 1 hafta ister 2-3 gün olsun, seyahatlerde uyku öncesi cilt ne kadar rahatlatılırsa (buna gün içerisinde bol bol su içmek tabii ki de dahil) bir sonraki güne o kadar ferah uyanırsınız.
  • Ayaklar. Bundan 2 yıl önce Almanya’nın soğuğundan Roma’nın sıcağına kapalı ayakkabı ile gidince, günde yaklaşık 8-10 saat yürüme sonucu ayaklarım mahvolmuştu. Çareyi hemen bi parmak arası terlik almakla bulsam da artık her şey için çok geçti. Bu yüzden kapalı ayakkabı da olsa, terlik, babet de olsa yürüyünce vuruyorlar. Yarabandı en az güneş kremi kadar önemli. Bir de yoğun bi nemlendirici -vazelin gibi- krem ile gece takviyede bulunmayı unutmayın, sabah saldırabilirler. Ay ne diyorum ben. Nasıl geldi, yazayım mı bi daha böyle yazılar? Yoksa kahrolsun kapitalizm mi?

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!