Kırgızistan, Seyahat

Bişkek Seyahati 7 (Ulusal Tarih ve Frunze Müzeleri)

17 Haziran 2014
kırgızistan-bişkek-neler-yapılır
Bir ülkeyi veya şehri keşfediyorsak, önce ara sokaklarında kaybolmak sonrasında ise en yakın müzeye kendimizi atmak gerekir. Ara sokaklarındaki kaldırımlardan, mağaza vitrinlerinden, küçük ama sevimli dükkanlardan, sokaklardaki insanlardan birçok detay çıkar o şehre ve o şehrin insanına dair. Müzeler ise bu izlenimi yıllar öncesinden bugüne sizin için hapsetmiş olan yerlerdir. Yani geçmiş ve gelecek arasındaki bağı kurarak, ziyaretçiyi incelediği eserin dönemine götürebilir. Eh, insanoğlu da zaten zamanda yolcuğa dair teoriler üretip duruyordu. Daha ne olsun..
Bişkek’teki müzelere dair ilk söylemek istediğim şey; neredeyse bütün müzelerde fotoğraf çekmek YASAK. Evet bu tarz yasaklarla zaman zaman karşılaşabiliyoruz. Eserlerin zarar görmemesi açısından özellikle flaşlı çekimlerden saklamak gerekiyor. Ancak büyük-küçük, (ki çok fazla büyük müzeye de sahip değiller) her müzenin bu yasağı böylesine benimsemiş olmaları beni şaşırttı. Dünya üzerindeki konumunu baz alırsak, çok fazla turist potansiyeline sahip olan bir şehir ve ülke değil. Buna rağmen DİL gibi çok mu çok önemli bir konuda sıkıntıları var. İngilizce konuşanı görmek, sarışın bir Kırgız görme ihtimali ile eş değer. Bunu sarı, siyah, mavi, mor ayrımı yapmak için değil, istatistik rakamlar gözünüzde daha net canlansın diye söyledim. Ne diyorduk, gelişmek adına bir ülkenin izleyeceği en önemli politikalardan biridir “yurt dışına açılmak”. Ama bu gibi turistlere yönelik uygulamaları Bişkek’te görmek pek mümkün değil.
Ala-Too Meydanı ise şehrin en turistik ve merkezi meydanlarından. Burada anıtlar, heykeller olduğu gibi hemen arka tarafında, fotoğraflarda da görebileceğiniz gibi Ulusal Tarih Müzesi var. Müzenin ilk katındaki eserler, çalışmalar için bir şey diyemeyeceğim ama üst katta arkeolojik anlamda oldukça değerli eserlere sahipler. Sanat tarihi kitaplarında gördüğümüz çanak, çömlek gibi eşyalardan, atlar için kullanılan eşyalara, Kırgız çadırlarından, önemli liderlere ve tabii ki Lenin‘e dair birçok portre, eser ve heykel görmek mümkün. Başta müzedeki Lenin heykellerini şehrin başka yerlerinden, örneğin meydanlardan getirildiğini sandım ama heykeller müzede sergilenmek için yapılmış. Böylece müzedeki muhafaza sayesinde bronz heykellerde bir deformasyon oluşmamış.
Müzeyi oldukça geniş bir vakitte gezmenizi tavsiye ederim. Ayırabileceğiniz kadar zaman ayırın. Lakin hiçbir şeyin İngilizce tercümesi yok. En azından müzedeki eserlerin yanına İngilizce birkaç isim yazılsaydı.. Kiril alfabesini okuyabilmek de her yiğidin harcı olmasa gerek. Müze giriş ücreti ise 40-50 Som, yani 5 tl’den de az bir ücret. Ulusal Tarih Müzesi’nde her ne kadar fotoğraf çekmek yasak olsa da ben videolar çektim. Bu anlattıklarım videolar ile birleşince müzeyi gezmiş gibi olacağınızı düşünüyorum. Müzedeki eser sayısının oldukça tatmin edici olduğunu tekrar söylemek isterim. Tarihteki Orta Asya yaşamının izlerini görmek için harika bir fırsat. Geçmiş yıllarda Kırgız çadırında yaşayan aileler ise çadırın içerisini bir çarşaf aracılığıyla ev gibi odalara ayırırlarmış. Bu da öğrendiğim ilginç bir detaylardandı.
Ulusal Tarih Müzesi’nden sonra ise Frunze Müzesi‘ne gittim. Mihail Frunze, Bolşevik Devrimi’nin önderi. Kendisinin yeşil mi yeşil, cıvıl cıvıl, neşe dolu(?) olan Taksim Meydanında heykelini görmek de mümkün. Müzenin en alt katında Frunze’nin doğduğu ev de canlandırılmış. Mutfak, yatak odası, çalışma bölümü gibi detaylara yer vermişler. Hatta tavanda asılı, çarşaftan bir beşik bile var. Önemli liderlerin, sanatçıların yani kısacası insanların doğdukları yerleri muhafaza etmek, dönemin eşyaları ile“tarih” algısını pekiştirmek bir ziyaretçiye yapılabilecek en büyük lütuflardan. Bu iki önemli müzeyi Bişkek’te ziyaret etmeden dönmeyin.

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!