Dilan Bozyel, Röportaj, Sanat

Dilan Bozyel – bir sergi hazırlığı 5

14 Haziran 2014
dilan-bozyel-kimseye-etmem-şikayet

Kamera arkası yazılarının sonuncusundan, Dilan Bozyel‘in sergiye dair aldığı hazırlık notlarını paylaştığım günden herkese merhaba. Bugünün bir başka anlamı da galeri Mixer‘de Yarın Yapayalnız isimli sergi açılıyor, yani kamera arkasını izlediğiniz, hazırlık aşamasına şahit olduğunuz bu çalışma ile artık buluşabilirsiniz. Çekim günü, deneme baskı, çalışmanın galeriye teslimi ve röportaj gibi birçok aşamaya tanık olduktan sonra -yani hepsini okuduğunuzu varsayıyorum- eminim çalışma ile karşılaştığınızda farklı bir bağ kuracaksınız. Bugünün bir başka özelliği de yurt dışına mini bir seyahate, ziyarete gidiyorum bu yüzden serginin açılışına katılamayacağım. Bir yandan da son günün yazısını yazarken duygulanıyorum, hayalini kurduğum bir proje gerçekleşti. İşte bu gibi duygular içerisindeyim..

Duygular demişken serginin teması olan “yalnızlık” ve Dilan Bozyel’in nasıl hazırlandığından bahsedelim. Bir önceki yazıda Dilan’ın kareleri önce zihninden çektiği belli oluyor demiştim. Buradaki notlarda bu durumun kanıtı niteliğinde. Çekim günü 26 Nisan’dan 17 gün önce ada vapurunda aldığı notlar bir nevi beyin fırtınası yaratarak istediği kareyi yakalamasına yardımcı olmuş.

“Ayrılık sonrası yalnızlık ne demek? Bilmiyorum 🙂 Hatırlamak istemiyorum :)”

“Yalnızlık, ayrılık, kavuşma ya da kavuşamama gibi iyi ya da kötü tüm duygular aslında hepimizi besliyor….” denildi yıllarca. Kötünün de bir başka açısına göre “iyi” olabileceği anlatıldı. Ama bunlar hep iyi günlerde konuşulan, hazmedilmeden raflara kaldırılan cümlelerdi. Peki, tüm insanlık zaman zaman aynı duyguları yaşıyorsa, sanatçıyı, filozofu, edebiyatçıyı ayıran neydi? Hiç kuşkusuz kaygıları bir kenara bırakıp, duygularıyla yüzleşiyor olmasıydı. Dilan Bozyel de bu gelgitleri yaşarken ekliyor notlarına;

“Yalnızlık sadece ayrılık sonrası olmaz?”

İnsanın özünde yalnız olduğu vurgusuyla, bomboş beyaz bir oda etkisi yaratan yalnızlığı, insanın en yalın haliyle, ayna karşısında kendisiyle yüzleşirken betimleyen Dilan Bozyel hazırlandığı çalışmasında pek tabii “hayat okulu öğretmenlerim” dediği kişilerden de ilham almış. Tekrar izleyeceği filmleri, aradığı duyguyu pekiştirecek şarkıları not etmiş.

İlk yazıda serginin kavramsal çerçevesini anlatarak bir sonraki yazıların konusundan bahsetmiş, ikinci yazıda deneme baskılarının alındığı güne gitmiş, üçüncü yazıda çalışma galeriye teslim edilmiş ve gerçekleştirdiğimiz röportajı anlatmıştım. Dördüncü yazıda ise tüm bu hazırlıkların pratiğe geçtiği çekim gününü anlatmış, hazırladığım kamera arkası videosunu paylaşmıştım.Beşinci ve bu son yazıda ise sergi öncesi Dilan’ın iç sesini aktardığı notlarını paylaştım. İzlediğim her kamera arkası görüntüsü, “işin mutfağı” beni hep çok heyecanlandırır. Umuyorum ki bu yazıyı okuyan, benim gibi Dilan Bozyel’i severek takip eden ve çalışmalarına nasıl hazırlandığını merak edenler aradıklarını bulabilmiş, ilham kaynaklarına yeni bir ışık daha eklemişlerdir..

Dilan Bozyel  “Kimseye Etmem Şikâyet” 

Yarın Yapayalnız – Galeri Mixer

23 Mayıs – 29 Haziran 2014

Kar dolu bir kış olan 2010 yılında yaşadığım Galata’ daki tek odalı evimin cumbasına yığdığım kitaplarımın arasında duran değerli Selim İleri’ nin Yarın Yapayalnız kitap kapağını hatırlamak için anılarımı çok da deşmeme gerek kalmadı.. Yaşadığım ayrılık ve ayrılıklar sonrası yine bir hafifleme kaçışı esnasında koliye yerleştirirken kitabımı, üstündeki tozu sol elimle sıyırırken inceden gülümsediğimi bir fotoğraf karesine bakar gibi net hatırlıyorum.

Şu an bilinçaltınızdaki yalnızlık kokunuzu burnunuza ulaştıran bu serginin ismi ve detaylarını öğrendiğimde, o fotoğraf karesi gibi gülümsedim işte..

Yıllarca ‘Dilan, sen ayrılık acısından besleniyorsun’ yaftasıyla ruhuma sırnaşan arkadaşlarım ve psikologuma bir cevap verir gibi başladım bu çalışmamın hazırlığına.

‘Ayrılık ne demek?’ ‘Ayrılık ne demek?’ ve ‘Ayrılık ne demek?’ sorularıyla bazen saçma sapan, bazen itiraf dolu notlarımı topladığımda yırtmaçlı yamacıma; duyduğum en güzel rüzgar sesi gibiydi yaşadığım his: hafiflik!

Akdeniz’ in en tuzlu noktasına kendimi sırt üstü bırakmış gibi bir boşluk ayrılık;

lakin o tuz, Akdeniz’ in değil de aşka ayrılık hali çöktüğü anda başlayan gözyaşların tuzu gibiymiş sanki.

Bol sendromlu 27 yaşımın sonuna dek ayrılıklar ölüme eş idi yüreğimde.

Bazı geceler yastığımı boğarcasına hasretler, bazı geceler bir daha gidenin öpemeyeceği boynumdan yükselen yasemin kokulu parfümümü bastıran anason kokusu eşliğinde geçti yalnız, yapayalnız vakitlerim.

Kimi sabahlar dostlarımın gündelik hayat mevzularıyla örtmeye çalıştığı şiş gözlerim vardı acı kahve bardağının yanındaki sönmek bilmeyen sigaralarda, kimi akşamlar yürümeye mecalim yokmuşcasına çöktüğüm belediyenin denize karşı kurduğu banklarda bitti gözlerim.

Bilimadamlarına göre kan pompalamaktan başka işe yaramayan yüreğim, 28 yaşım ile bilimadamlarına göre ne olduğunu asla anlamayacağım beynim ile sevgili oluverdi birden. Daha az gözyaşı, daha çok sessizlik yağdı aynama.

..Artık ayrılıklar, kendimle kaldığım yerçekimsiz bir huzur hissine büründü. Tüm soğuk günlerde taşıdığım boynumu büken o ağır paltoyu omuzlarımdan fırlatıp atmış gibi sevmeye başladım ayrılıklarımı, yalnızlıklarımı.

Bir otel odası sadeliğinde yazılan bir roman temizliğinde çıkmaya başladı sesim ve nefesim.

Sitemsiz, şikayetsiz ya da umutsuz değildim elbet.

Sitemim de, şikayetim de, koridorun sonundaki odamda durmaksızın yanan son ışık misali umudum da kendimeydi artık.

Kendimeydi, kendimleydi

kimseye bulaştırmadan

yaşadığım ve yaşayacağım

tüm

ayrılıklarım.

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!