Dilan Bozyel, Sanat

“Dilan Bozyel” bir sergi hazırlığı – 3

12 Haziran 2014
dilan-bozyel-kimdir
Kamera arkası yazılarının üçüncü gününden herkese merhaba. İlk yazıyı ve ikinci yazıyı okumamış olanlar hemen şimdi göz atsın, bu yazıların hepsi bir bütün olarak sergiye hazırlık sürecini anlatıyor. Dördüncü yazıda yani Perşembe günü ise stüdyodaki çekim gününü yazacağım. Şimdi Dilan Bozyel ile Mixer’de çalışmasını teslim ederken buluştuğumuz güne gidiyoruz. Burada öğreniyorum ki, 23 Mayıs’ta başlayacak olan karma sergide bir tane fotoğrafı yer alacakmış. Fotoğraf sayısına, kullanacağı fotoğrafa çekimden sonra karar veriyormuş. Ondan daha çok fotoğraf görmek istediğimiz kesin, ama bazen de “less is more” diyebiliriz değil mi?
Gerçekleştirdiğimiz röportajı izleyenler hatırlayacaktır ki, Dilan Bozyel çalışması için kendi yalnızlığını gözlemleyerek yola çıkıyor. Ve boş bir oda olarak tarif ediyor yalnızlığı. Ama bu oda kapkaranlık, melankoli içeren bir yer değil. Aksine aşk kadar olağan bir duygu olarak betimliyor ayrılığı. Bu yüzden, yalnızlık denilince onun zihninde canlanan oda bembeyaz. Belki de yalnızlığı karamsar bir duygu olarak yorumlamamızın nedeni bize böyle empoze edilmiş olmasıdır. Oysa, felsefenin, dinlerin yüzyıllar boyunca insana anlattığı gibi aslında hepimiz yalnızız. 
Dilan Bozyel, çalışmasını teslim ederken bir prova yapıyor ve çalışmanın duracağı duvar önünde ışık üzerine incelemeler yapılıyor. Fotoğraftaki ampul iki adet kalem pille çalışıyor. Ve serginin 29 Haziran‘a kadar devam edecek olduğunu hatırlayarak; “bir kova pille gelmem gerekecek buraya” diyor ve biz de röportaj için daha sakin bir yere doğru yol alıyoruz. Yürürken bir duvarın önünde duruyor ve “burada fotoğrafımı çekebilirsin” diyerek, diğer yazılarda da bahsettiğim gibi her an her dakika aslında yazılarımı geliştirmem için bana bir fırsat sunuyor. Normalde bu anları benim yakalamam gerekirdi değil mi? Ve insan kendini bir fotoğrafçının fotoğrafını çekerken bir garip hissediyor.
Duvar önünde çektiğim fotoğrafların ardından yokuş çıkmaya devam ediyoruz, Dilan’ın biraz nefesi kesiliyor. Sigarayı bırakmak için okuduğu kitap hakkında konuşuyoruz. Bundan röportajda da bahsedeceğiz. Tophaneden yukarıya doğru yürüdüğümüz o dimdik yokuşta birkaç evin önünde duruyor Dilan ve bir zamanlar oradaki evi kiralayarak atölye olarak kullanmak istediğini anlatıyor. Yokuş çıkmaya devam ediyoruz. Arada ise Dilan’ın görünce mutlu olduğu dut ağacının önünde soluklanıyoruz.
Ve kısa mesafe yokuş tırmanışımız son buldu, masaya oturduk, kahve siparişlerimizi verdik, röportaj esnasında kamerayı nasıl konumlandırabiliriz bunu düşünmeye başlıyoruz. Bu noktada cafe’den istediğimiz bir kutu tripod işlevi görüyor. Pazar günü İstanbul kalabalığından sıyrılmış, yeşilliklerin içerisindeki masa Dilan’ın da yorumuyla 1970’lerde İtalya’da gibi hissettiriyor. O esnada geçen yılki 1 yıllık Almanya deneyimim ile 3 günlük Roma ziyaretimin arasındaki farktan bahsediyorum. Roma’nın beni nasıl etkilediğini anlatıyorum, Dilan da sen de mi öyle hissediyorsun diyerek annesinin soy ağacına baktırdığını ve İtalya’dan gelmiş olduklarını öğrendiğini söylüyor. Sanırım bu anlarda 5-10 dakika sessizlik olmuş olabilir, hayallere dalmamak elde değil..
Doğal bir röportaj olmasını isterken bir yandan kurgulamaya başlıyoruz ve bu noktada neler soracağımdan tam emin olmadığımdan bahsediyorum. Dilan, sen sormaya başla zaten böyle sohbet ederken, spontane bir şekilde gelişir her şey diyor. Gerçekten de öyle oluyor. Röportaja başlamadan önce kafamda sormak istediğim soruları bir türlü oturtamıyorum çünkü “neden sanat, neden fotoğraf, neden nü?” gibi ortalama sorular ile yaklaşmak istemiyorum. Ama Dilan sanki bakışlarımdan anlıyor sormak istediklerimi ve bir soru içerisinde onlarca cevap vererek, zihnimden geçenlere tercüman oluyor.
Bir ara çektiklerimizi izlemek istiyoruz, tam da bu anda makinem kapanıyor. “Daha yeni şarj etmiş olduğum batarya nasıl böyle biter, pil bitiyor uyarısı da vermedi, nasıl ya?, böyle röportajın ortasında mı, gerçekten mi???, makine bana bunu yapar mı????” gibi sorular geçiveriyor aklımdan ve o anda Dilan tüm pozitifliği ile “olur böyle şeyler, dijitalin sorunları..” diyerek gülümsüyor. O esnada bataryaya dahiyane bir çözüm olan tak-çıkar yöntemini uyguluyorum ve sonuç muazzam; makine açılıyor! Bu olay ise Dilan’dan başka bir anıyı daha dinlememe neden oluyor. Yabancı bir sanatçının fotoğrafını çekebilmek için sanatçıyı kovalıyorlarmış ve otel odasında yakalamışlar. Tam o esnada fotoğrafı çekecekken, birden makinesi bozulmuş ve fotoğrafı telefonuyla çekmiş. Fotoğraf bu şekilde basılmış. Ve gerçeği söyleyene kadar kimse de bir şey anlamamış. Eh, işte madem sohbetin sonunu “hayat ve üç nokta” diye bağlayacağız, mesele olayların ardından “şöyle yapılsaydı, böyle yapılsaydı” demek değil, o anda olayın gerçekleştiği esnada idrak edebilmek, sakinliği koruyabilmek. Buna benzer bir örnek çekim sırasında da yaşanmış ve yine dikkatimi çekmişti. Çekimde Dilan modeli Didem’e ayağında oje olup olmadığını soruyor, modelin de ayağında bordo-kırmızı bir oje var. O esnada asetonla çıkarılsa mı diye düşünülürken Dilan, “sağlık olsun” diyerek az önce de bahsetmiş olduğum tavrını koruyor.
Röportaj sırasında ışık ve görüntüye dair kaygılarım oluyor. Ama Dilan makinenin karşısında olmasına rağmen, yönlendirmeleri ile makineyi konumlandırdığımız açıda ışığın bir problem yaratmayacağını anlatıyor. “Oturduğumuz masanın üzerinin beyaz olması ışığı yansıtacak ve senin korktuğun parlama olmayacak.” diyor. Öyle de oluyor. 1970’ler İtalya’sında buluşmuşuz hissi veren bir röportaj çıkıyor ortaya…
Sonuç olarak, kahramanlarımız güneşli bir pazar gününden mutlu olarak ayrıldılar. Bir hikaye hissinde anlatığım, “fotoğraf teslim ve röportaj” yazısı  gerçekten de, üzerinden günler geçmiş olmasına rağmen, o günü aynı tatla hatırlamamın bir sonucudur. Röportajda da Dilan Bozyel’in bahsettiği gibi; bir sanatçı da ürettiklerini geriye dönüp anımsayacak, bir insan da içtiği kahveyi, yaşadığı günleri çocuklarına-torunlarına aktaracak. Bu yüzden anların ve anıların ölümsüzlüğünü unutmadan yaşamak gerek diyerek yazıyı sonlandırıyorum. Yarınki çekim günü yazısında görüşelim..

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!