Sanat

Çok izlediğimden değil, zor izlediğimden 6

9 Mayıs 2014
pedro-almodovar-sinema
Film tavsiyesi yazıyorum ama izlemeden önce olabildiğince film hakkında bir yorum okumamaya dikkat ediyorum. Hatta yönetmen ve oyuncular dışında hikayeye dair bir bilgim yoksa, o zaman izlediğim filmden daha fazla keyif alıyorum. Filmleri türlere ayırmak teorik anlamda oldukça gerekli tabii ama izleyicide filmin uyandırdığı his, kategorize edilenden daha öte olabiliyor bazen. O yüzden şöyle bir film, böyle bir hikayeyi anlatıyor diye özetlemiyorum burada yazdığım filmleri. İzlememiş olanlar filme ön yargısız baksın, izledikten sonra kendi yargıları ile bir yere oturtsun. (İnsanlığa böylesine bir yardımda bulunduğum için her an bir plaket, ödül alabilirim. Bohem hırkamı getirin bana, teşekkür konuşması hazırlayacağım.)
 
Pedro Almodóvar – All about my mother (1999)
İşte bu filmi de tam yukarıda tarif ettiğim gibi, dvd’lere bakarken rastgele aldım. Daha önce bir Pedro Almodovar filmi izlememiştim sinemasını merak ettiğim için aldım, filmin hikayesinden haberdar değildim. Kısaca filmin hikayesini dvd’nin arka tarafından alıntı yaparak aktarabilirim; “Madrid’te bekar bir anne olarak yaşamını sürdüren Manuela 17 yaşındaki oğlunu, hayranı olduğu bir yıldızdan imza almaya çalışırken araba çarpması sonrası kaybeder. Bir çocuğu olduğundan habersiz yaşamını sürdüren oğlunun babası Lola bir travestidir. Manuela bu kazanın ardından Lola’ya her şeyi anlatmak üzere yola çıkar.” 
Kaza esnasındaki kamera hareketinden o kadar etkilendim ki, her filmde en az birkaç kez gördüğümüz ve artık alışa geldiğimiz trafik kazası ancak bu kadar vurucu anlatılabilirdi. Oysa ne kan ne de çocuğun acı çeken yüzünü görüyoruz. İşte bazen yönetmen bu seviyeyi korumalı ve seyirciye tahayyül için alan bırakmalı. Bir başka etkilendiğim sahne ise Rosa(Penelope Cruz)’nın doğum için hastaneye giderken, arabanın içinden babası ile konuştuğu sahneydi. Film insanlığa, ön yargılara dair her ne kadar net mesajlar veriyorsa da bu iki sahnenin olağanüstü duygusallığı da es geçilmemeli. Yönetmenin röportajda da bahsettiği gibi gerçekten bir kadın dayanışması görüyor izleyici. Ve Manuela kazada kaybettiği oğlunu her hatırladığında sanki izleyicinin etinden bir parça kopuyor. Filmlerde kimi zaman bu gibi sahneler duygusal yoğunluktan ötürü fazla yapay olabiliyor. Gerçeği yansıtmak hem basit hem de çok zor. Ama filmde izleyici Manuela ile birlikte kapının ardından kaybettiği oğlunu anımsıyor ve onun çaresizliğine ortak oluyor. Ayrıca film sosyal mesajını vermek isterken bir “kamu spotu” hissi yaratmıyor, sanki karşı apartmandan bir kadının hayat hikayesini anlatıyor..

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!