Sanat

Çok izlediğimden değil, zor izlediğimden 5

6 Mayıs 2014
woody-allen-sinema
Woody Allen – Hollywood Ending (2002)
Rastgele bir Woody Allen filmi seçip izlemek sanırım kolay kolay yanıltmaz. Üst üste izlenmediği sürece de Woody Allen’ın verdiği mesajlar, eleştirdiği noktalar ve özellikle oynadığı karakterler göze batmıyor. Sanki hep aynı şeylere değiniyor. Ama, bir yandan da eleştirdiği şeyler durağan veya olup bitmiş konular olmadığı için her yeni filmde bu eleştirel bakış açısı özgünlüğünü koruyor. Film sektörüne, Hollywood’a veya geniş bir açıyla bakacak olursak topluma, hayata karşı söyledikleri sayesinde izleyicinin de derdine derman(?) oluyor. Hatta kendisini hastalık hastası olma hali ile burada bir “aman doktor, canım doktor” sağlık programında ağırlayabiliriz.
Kariyerinin duraklama noktasında olan ve bir fırsat olarak gördüğü yeni filminin çekimlerinde psikolojik nedenlerden ötürü aniden kör olan, filmin direktiflerini Çin’li görüntü yönetmeninin sinemaya dair bir bilgisi olmayan çevirmeninden alan, bu esnada eski eşi ile aynı ortamda bulunmak durumunda kalan ve sürekli geçmişi sorgulayan dolayısıyla da takıntılı olan bir adamın hikayesini izliyoruz. Filmin üzerindeki “bol kahkaha” ibaresi pek doğru değil. Baskın bir komedi yanı yok, klasik bir Woody Allen filmi. Ve biraz da durum komedisi izliyoruz. Ama komik olma unsuru üzerinde durulmadan, olayın akışına yedirildiği için sıradan bir komedi gibi görmüyor, kahkaha attıran bir karakter ile karşılaşmıyoruz. Yani; komik anlar filmi oluşturmuyor, filmin içerisindeki komedi unsurları hikayeyi bağlayan detaylardan biri.
Filmdeki durumlar aslında oldukça evrensel bir hal almış. Boşandığı eşinden olan oğluyla hayat tarzları uyuşmadığı için görüşmeyen ama bu duruma dair bir pişmanlık duyan bir baba. Yalnız uyuyamadığı için birlikte olduğu sevgilisi. İş toplantısı için eski eşiyle bir araya gelince, geçmişe dair tüm kırgınlıklarını ve kızgınlıklarını anlatmaya başlayan aslında geçmişi unutamamış bir adam. Sempatik tavırlarla dedikodu haberlerin peşini kovalayan gazeteci… Bu detaylar herkese bir yerlerden tanıdık gelebilir. Filmde uzun bir süre kör olan bir adamı izliyoruz ve o noktada karaktere karşı duyduğumuz empati neredeyse sıfır. Çünkü kör olmasından daha önemli bir detay var; yönetmen olması ve çekmesi gereken bir filminin olması. Verilmek istenen ana mesajlardan biri bu değil, ama Hollwyood eleştirisi örneğini daha genel ele aldığımızda yalnızca tüketime dayanan sistemin de eleştirildiğini görmek mümkün.
Vol(Woody Allen) kör haliyle çektiği, dolayısıyla oyuncuların jest-mimiklerinden ve oyunculuklarından haberdar olamadığı, net görüntüler elde edemediği filmi için Fransa’dan büyük övgüler ve ödüller alarak, Paris’e film yapması için davet alıyor. Bu da günümüzdeki “anlaşılmıyorsa vardır bir hayır, mutlaka iyidir” mantığına yapılan bir göndermeydi. Fransızlar da bu göndermeyi filme Cannes’da ödül vererek selamlamışlar..

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!