Sanat

Çok izlediğimden değil, zor izlediğimden 4

16 Nisan 2014
elveda-lenin-sinema
Herkese merhaba, bu aralar sık sık film mi izliyorum ne? Neler oluyor bana? Dünya gerçekten tersine dönüyor!!!Görüldüğü üzere itina ile “film izleyememe” sorunumu aşmaya çalışıyorum. Ve şanslıyım ki bu çabam ödülsüz kalmıyor. Her defasında iyi ki izlemişim dediğim filmler keşfediyorum. Sinema benim için uçsuz bucaksız bir okyanus ve ben daha kıyıda köşede bir yerdeyim. Pek açılmaya da niyetim yok açıkçası.. Betimlemeler yazıyı doldurmadan filme geçiyorum. Ve geçen yazıda 90’lardan sonra sinemaya inanmıyorum dediğim için kendimi kınıyor, ön yargılarınızı yıkmanız gerekiyor hanımefendi diyerek ötekileştirme de yapıyorum..
Goodybe Lenin – Wolfgang Becker (2003)
Yine bir tesadüf (belki de tevafuk) eseri keşfettim bu filmi. Daha önce ismini duymuş olmama rağmen dvd’nin arka kapağında Alman filmi olması ve Berlin duvarının yani Almanya’daki sosyalizmin yıkılışının hikayesini anlatması bana bu film için mutlaka izlemeliyim dedirtti. Araştırma yapmadan izlediğim filmlerde inanılmaz heyecanla izliyorum. Bir beklentim olmuyor ve aldığım her haz ve duygu bana has yani filmin gerçekten hissettirdikleri şeyler oluyor. Bu noktada Berlin duvarının yıkılış hikayesini anlatan, belgesel tarzı bir drama izleyeceğimi düşünüyordum ki, filmi izledikten sonra gerçekten çok başarılı bir hikayeye tanık olduğumu anladım. Bundan da daha iyi anlatılamazdı. Burasının altını çiziyorum; oldukça sevdim. Filme sosyalizme derinden bağlı olan bir anne karakteri ile başlıyoruz, devamında anne bir gün rahatsızlanıyor ve komaya giriyor. 8 ay sonra uyanıyor ve doktorun uyarısı üzerine hiçbir şekilde heyecanlanmaması ve üzülmemesi gerekiyor. Ama Kathrin yani -anne- komadayken Berlin duvarı yıkılıyor ve kapitalizm giderek ülkeyi ele geçiriyor. Alex ise annesinin bu duruma şahit olmasını istemiyor ve yapay bir dünya, başka bir gerçek yaratıyor. İşte film burada başlıyor; duvarın yıkıldığını yani Doğu ve Batı Berlin’in birleştiğini annesine söylemiyor. Annesine tedarikten kalkan Alman ürünlerini buluyor hatta beraber çalıştığı firmadaki arkadaşıyla anahaber bültenleri çekiyor. Çektiği bu haberlerde annesinin içinde yaşadığı, Alex ve diğer tüm faniler için yalan ve yapay olan “gerçekleri” anlatıyor. Hatta bir gün annesinin yattığı odanın karşısındaki binaya Coca-Cola afişi asılıyor ve annesi hayretle olan biteni anlamaya çalışırken, Alex ve arkadaşı hemen bir akşam bülteni hazırlayıp Coca-Cola’yı sosyalizm ile birleştirmeyi başarıyorlar. Film taşıdığı gerçekliğin yanı sıra müthiş güzel bir senaryo ve kurgu içeriyor. Yapılan göndermeler, kullanılan objeler, hikayenin anlatış biçimi ise her detayıyla filmi daha samimi hale getiriyor. İzleyici Alex’in annesi için yarattığı hayal dünyasını büyük bir heyecanla destekler hale geliyor. Bir yandan da bunun aslında ne kadar etik olduğunu da sorguluyoruz tabii. Filmin sonu; annenin gerçeği öğrenip veya öğrenemediği izlemeyenlere sürpriz olsun.. Son olarak film bende buruk bir Mona Lisa gülümsemesi bıraktı. Hatta öyle bir duygu harmanlaması yaşattı ki, hangi duygu ile betimlemem doğru olur bilemiyorum. En iyisi izleyin ve sizde bırakacağı duyguyu kendiniz keşfedin..

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!