Almanya, Genel

Erasmus programı hakkında merak edilenler

15 Nisan 2014
erasmus-nedir

2012 Ağustos ve 2013 Mayıs tarihlerini Almanya‘da 80.000 nüfusluk Friedrichshafen şehrinde geçirdim. Ve hayatım boyunca unutamayacağım (hatta askerlik anısı gibi ömrüm boyunca anlatacağım) tarifi mümkün olmayan bir deneyim yaşadım. Şimdi ise bunları insanlık namına belgeliyorum. Erasmus şansı olan her fani mutlaka söyleyeceklerime kulak versin.. (Ya da aşağıya inerek okumaya devam etsin..)
  1. Başvuru

Başvuru her okulun bünyesine göre değişiyor. Orta ve ileri düzeyde bir İngilizce, dil sınavını geçebilmek için olmazsa olmazlardan. Bir de ortalama puanınız ne kadar yüksekse okul genelinde listede o derece şansınız oluyor. Yani yabancı dili çok iyi biliyor olabilirsiniz ancak ortalaması daha yüksek biri sizden öne geçebilir. Ayrıca bazen (örneğin; İtalya’da dersler İtalyanca olduğu için ben tercih edememiştim) ülkelerde dersler İngilizce yapılmıyor. Bu noktada tercih edeceğiniz üniversitenin eğitim dilini iyice araştırın, ve en önemlisi sizin bölümünüz, orada gidecek olduğunuz bölüm ile ne kadar uyuşuyor bunu gözden geçirin. Geçemediğiniz dersleri döndüğünüzde alttan almanız gerekebilir, dönem veya bir yıl uzatabilirsiniz.

  1. Hangi ülkeye gideceğim?

Bu konuda çılgınca bir eleme yapmak gerekmiyor. Ben İtalya’ya gitmek istiyordum, ama az önce de bahsettiğim gibi dersler İtalyanca olduğu için seçemedim. Ve bölümümle anlaşmalı olan okul Almanya’daki Zeppelin Üniversitesiydi. Bu yüzden tek bir tercih yaptım, ona da gittim zaten. Çoğu şehrini gezdiğim için söylüyorum tercih listenizde mutlaka Almanya bulunsun, hatta Almanya’ya gidin. Şaka bir yana, mutlaka okuduğunuz bölüm hangi ülkede daha iyi bir eğitim veriyor bunu araştırın. Elde edeceğiniz sonuçlar her ne kadar genelleme de olsa bir fikir verecektir. Ayrıca yurt dışındaki üniversiteleri, international office’leri, asistanları bizimkiler gibi düşünmeyin, gitmeyi düşündüğünüz üniversitelere e-mail yolu ile ulaşın. Web sitelerinde bölümlere, derslere dair bilgiler bile olsa hangi ülkeye gideceğiniz konusunda eğer çok baskın bir coğrafi faktörünüz yoksa, derslerin uyuşup, uyuşmamasını baz alarak hareket edin.

  1. “Bir dönem mi, iki dönem mi gitsem?” sorunsalı..

Hemen söylüyorum: bir dönem Erasmus için oldukça kısa bir süre. Oraya gidip yerleşmek, alışmak, derslere adapte olmak, arkadaşlar edinmek nereden baksanız 1-2 ay gibi bir süre alıyor. Hatta kişisine göre daha bile fazla olabilir. Ve tek dönem gittiğinizde yapmak istediğiniz gezi, seyahat turlarını tam anlamıyla gerçekleştiremeyebilir, Erasmus’un tam da tadına varamayabilirsiniz. Tam anlamıyla bir deneyim kazanmak için 2 dönemi de orada geçirmek gerekiyor.. 

  1. İlla yurtta mı kalmalıyım, eve çıkılabilir mi?

Ben yurt başvuru sürelerini gideceğim okul haber vermediği için kaçırmış ve bu yüzden “nerede kalacağım??” telaşına kapılmıştım. Bu noktada oradaki üniversiteler her international öğrencinin konaklama durumuyla ilgilenemeyecek yoğunlukta oluyorlar, o yüzden burada iş başa düşüyor. Ama internetten yapılacak bir araştırma ile bu soruna da bir çözüm bulunabilir. Bir süre ev ilanlarını takip ederek, ev sahipleri ile iletişim kurabilirsiniz. Ve sonunda illa ki bir yer bulursunuz. Ben evimi gitmeden 1 ay önce tesadüf eseri bulmuştum. Hatta ev sahibim Türk’tü. Gittiğim okula master’a gelen bir arkadaşım ise ev bulmadan gelmiş, bir süresini hostel’lerde geçirmiş, devamında ev sahipleri ile görüşme yaparak kendine uygun olan evi bulmuştu. Yani kesinlikle panik yapılacak bir unsur değil. En olmadı gidecek olduğunuz okulun size yönlendirdiği, sorunlarınızı çözmek için yardımcı olan “buddy”lere danışarak bu sorunu çözebilirsiniz. Yurtlar ise Erasmus hayatını tam bir “erasmus” tadında yaşamak isteyenler için olmazsa olmaz. Odalarda asla tek kişi olunmaz, hatta çoğu zaman 20-30 kişi anlamsızca bir odanın içerisine sıkışır ve çılgın Erasmus partilerinden biri daha gerçekleşmiş olur.. Yurtlarda tek kişilik odaların olduğu gibi paylaşılan odalar da oluyor. Başvuruları önceden yapıp, başvuru dönemlerini ilgiyle takip etmek gerek. Tek odaların fiyatları ise paylaşılan odalara göre daha pahalı..

  1. Hibe – Aç kalmasak bari..

Gidilen ülkeye göre, yani o ülkedeki yaşam standardına göre devletin belirlemiş olduğu bir hibe var. Ve bu paranın %80’ini Erasmusun ilk ayında hesabınızda buluyorsunuz. Geri kalanı dönüş yaptıktan sonra, belirli bir oranla dersleri geçtiyseniz ödeniyor. Tabii, bu aşamaya gelene kadar uğraşılacak bir dolu resmi belge, noter onaylı bordrolar var. Devletin verdiği hibe ülkenin yaşam standardı için gereken paranın yalnızca bir kısmını karşılıyor, geri kalan kısmını ise Erasmus’a gidecek olan öğrencinin ailesinin karşılaması, ve bunu da notere onaylatması gerekiyor. Bu formaliteden de olsa, şunu mutlaka söylemeliyim ki; hibeler çok kısa bir sürede bitiyor. Eve, yurda verilen kiralar, mutfak masrafları derken hibe bitmiş oluyor. Geriye kalan masraflar içinse mutlaka ek bir gelir gerekiyor. Ama bir noktadan sonra şehirdeki marketler, restoranlar çözülmüş, ev ekonomisi dersine giriş yapılmış oluyor. 9 ayın hibesi 3. ayda bittiğinde, marketlerdeki indirim dönemlerini takip eden vallahi ben değildim. İlk üç ay İtalyan restoranlarında 3 öğün pizza-makarna keyfi yapan da ben değil, yine bambaşka biriydi..

  1. İNGİLİZCE

Yabancı dil konusunda kendime çok güvenerek gitmemiştim. Evet bir altyapım vardı ancak, her Türk genci gibi anlıyordum, ama konuşurken “what can i do sometimes?!?!??” bende de vuku buluyordu. Bu açıdan ilk bir ay diğer Avrupa ülkelerinden gelenlerin İngilizcelerine oldukça hayran oldum. Özellikle de Almanlar ne de güzel konuşuyorlardı. Benimle yaşıt olan, 5 dil bilen, balerin Fransız arkadaşımı ise hâlâ görmezden geliyorum. İspanyol’lar ise Akdeniz kültürü sebebiyle oldukça sıcak, samimiler ama bizdeki yabancı dil ve “speaking” sorunsalı onlarda da var. Peki bu aşılamıyor mu? Bana inanın, %100 aşılıyor. Sohbeti takip edip anlama kısmı o kadar çabuk ilerliyor ki kendinizi birden espri yaparken bulabilirsiniz. Ki yabancı dilde espri yapmak başka bir keyif veriyor. (yoksa bana mı öyle gelmişti?) Buradaki püf nokta, dilin üstüne gitmek, konuşmaktan çekinmemek. Daha sonra zaten İngilizce rüyalar görülmeye başlanıyor, Türkçe konuşmaya geçiş yaparken “eeee, şey, ııı, neydi ya??”lar başlıyor..

  1. Götür beni dünya turuna

Almanya’da geçirdiğim 8-9 ay boyunca gezmediğim şehir sayısı oldukça azdı. Güney Almanya’da olduğum için başta Kuzey taraflarına gitmek (uçak dışında) oldukça zor geliyordu. Her ne kadar Almanya’daki trenlerin, DB‘ın konforu tartışılamayacak düzeyde de olsa.. Ama bir noktadan sonra bir cesaret geliyor insana, 10 saatlik otobüs yolculuğu yaparken buluyor kendini. Friedrichshafen’dan Berlin’e 10 saatte otobüs ile gitmiştim. Aynı şekilde döndüğümü de düşünürsek, dönüşte Almanya’nın otoyollarına oldukça hakim olduğumu düşünmeye başlamıştım. Ve Avrupa’daki trenlerin gelişmişliğinden dolayı ülkeler arası gidip-gelmek inanılmaz kolay. Bulunduğunuz coğrafyadaki yakın ülkelere illa uçakla gitmek gerekmiyor, otobüs-tren’ler bu seyahatleri günübirlik hale dahi getiriyor. Almanya’dan 2 saate 8 euro gibi bir fiyata Zürih’e gittiğimi söylesem, köprü trafiğinde bir ömrü geçen İstanbullular buna nasıl tepki verir? Ayrıca Skyscanner gibi internet sitelerini mutlaka kontrol edin. Bir ara Stuttgart’dan Düsseldorf’a, Airberlin ile 100-120tl gibi bir fiyatla gitmiştim. Genel olarak her Erasmus öğrencisi Almanya, Fransa, İtalya turları yapıyor ama burada esas almanız gereken o kalınması mümkün dahi olmayan hostel’lerde survivor misali bir deneyim yaşamak mı yoksa ilgi duyduğunuz kültürleri, şehirleri keşfetmek mi olduğuna karar vermek? Her ikisi de makul, yalnızca tercihi doğru yapıp, arkadaş ve seyahat planını ona göre ayarlamak gerekiyor. Benim Erasmus deneyimimde en çarpıcı olan noktaRoma, Roma ve Roma‘ydı..

Ekstralar:

  • Mutlaka gittiğiniz ay içerisinde o ülkenin avantajlı paketlerine sahip olan bir telefon hattını alın, ve Turkcell vb. hattınızı sakın ha sakın ne aramaya ne de gelen aramayı açmak için kullanmayın. Nasıl olsa skype var, telefon kullanmam diyerek oldukça yanlış bir hata yaptım ve birkaç konuşma için bile Turkcell’e çok gereksiz faturalar ödedim.
  • Gidilen ülkede konuşulan dili biliyor olmak ekstra bir güven kazandırabilir. Ben Almanca bilmiyordum. Gitmeden önce buradaki okulumun verdiği 30 günlük bir Almanya kültür derslerine katıldım. Orada ise çok basit merhaba demeyi falan öğrendim. Almanya’ya gittiğimde ise dil olarak Almanca dersim vardı. Derslerden pek bir şey öğrenmedim ancak Almanlar belirli kalıplarla konuşuyorlar. Bu da bir süre sonra kullandıkları kelimeleri, tabirleri merak etmeme neden oldu. Ve ister istemez öğrenmeye başladım. Bir süre sonra ise restoranlarda, marketlerde Almanca olarak istediğim şeyi söyleyebiliyordum: “Hallo, einmal Berliner bittte! Danke schön, tschüssss” 
  • Erasmus demek, bisiklet demek mi bilemiyorum? 9 ay boyunca bisiklet kullanmadım, bir öğrenci için çok kullanışlı olsa da, Almanya’nın astronomik hava koşulları ve devamlı yağan yağmurundan dolayı mantıklı bulmuyordum. Ama şehirde bir elinde şemsiye, bir eliyle de bisiklet kullanan insanlar görüyordum. Lakin bisikletle buzlu bir yoldan giderken, kayarak düşen ve burnunu kıran bir arkadaşım da olmuştu. Bu nedenle Erasmus’ta en çok “sağlığı” düşünmek gerekiyor. Unutmayın ki orada çok sevdiğiniz arkadaşlarınız da olsa, her zamanki aile konforu ya da yaşamaya alıştığınız bir düzen yok. Bu yüzden her türlü soğuk algınlığı veya oluşabilecek aksiliklere karşı önlem almak gerekiyor. (İçimdeki babaanne yanınıza içlik alın demeyi de ihmal etmiyor) 
  • Yemek mevzusuna gelince, lütfen kimse “ay ben oralarda aç kalırım” diye panik yapmasın. Her ülkede biliyoruz ki Türk mahalleleri ve Türk marketleri mevcut. Bu yüzden yana yakıla arayacağım dediğiniz her neyse onu orada bulma imkanınız oldukça muhtemel. Ayrıca biraz da turist olma deneyimini yaşamak gerekiyor. Buradaki koşulları orada bekleyemezsiniz, bekleyecekseniz zaten neden Erasmus yapıyorsunuz? 
  • Bavul hazırlığında ise oldukça minimum hareket edin. Benim yaptığım en büyük hatalardan biri buydu. Yanıma seyahat ütüsü(?) bile almıştım. Her sabah 7’de takımlarımı giydiğim için değil, orada bulamam diye. Ama eve gittiğimde, ev sahibimin Türk olmasından dolayı evde ütü hatta bir adet de ütü masası mevcuttu.. Sonra gelsin çamaşırlar, ütü yapılarak geçirilen Erasmus günleri..
  • Ev arkadaşı ise kesinlikle kafaya takılacak bir mevzu değil. Birbirinden tatlı ama tam bir Alman olan 2 adet ev arkadaşım vardı. Kendileri oldukça saygılı ve Alman disiplinine sahip oldukları için hiçbir problem yaşamadım. Hatta şöyle bir anım var; Bir gün ev arkadaşlarımdan biri beni salona konuşmaya çağırdı ve lavaboda oluşan köpüklerden bahsetti. Elimi yıkarken lavaboda çok fazla köpük oluşuyormuş, ve el sabunu çok çabuk bitiyormuş. Ben yokken evde 3 kişi 3 ayda bir sabun bitiriyorlarmış.. Evet sayın seyirciler, okuduklarınız doğru. Küçük, sakin, tatlı mı tatlı bir şehircikte yaşayan Alman için lavabodaki köpükler first world problem olabiliyor. Hayat ne güzel değil mi? Çareyi ise kendime ayrı bir sabun alarak bulmuştum. Ve sevgi, barış, kardeşlik içinde yaşamaya devam etmiştik.. Evdeki temizlik içinse herkesin bir sırası oluyor, ve bu sıralara çok dikkat ediliyor. Ortak paylaşım alanlarında oldukça saygılılar. Bu açıdan kendilerine her ne kadar okusalar bile anlamayacak olsalar da, teşekkür ediyorum. İyi ki onlar gibi ev arkadaşlarına sahip oldum. Ve iyi ki böyle bir deneyim yaşadım. Yazıyı bitiremeyeceğim gibi duruyor. Askerlik anısı gibi olduğunu söylemiştim değil mi? Bu deneyimi yaşayın, yaşatın..

You Might Also Like

2 Comments

  • Reply Kartalicenz 2 Ağustos 2016 at 19:05

    Harika bir yazı olmuş.. Okurken kendimi kaybedip hayallere daldim da diyebilirim. Teşekkürler.
    💕💕❤

    • Reply mervetuncay 8 Ağustos 2016 at 12:08

      Merhaba çok teşekkür ederim, Erasmus gerçekten de hayallere dalıp onları gerçekleştirebileceğin -ne romantik oldu- bir program. Şimdiden başarılar dilerim hayallerin gerçek olsun 🙂 :*
      Sevgiler<3

    Bir Cevap Yazın

    error: Content is protected !!