Sanat

Marc Quinn “Aklın Uykusu” Sergisi

10 Mart 2014
arter-istanbul-sergi

Herkese Marc Quinn “Aklın Uykusu” sergisinden, Arter‘den merhaba. Sanatçının özellikle ricası oldu, bu selamı iletmezse hatırı kalırmış.. 8 Şubat tarihinde başlayan sergi 27 Nisan tarihinde sonlanıyor. Ve sergi ücretsiz. Öncelikle eserlere dair kişisel yorumlarımı söylemeden önce sergi alanına dair bir yorumda bulunamıyorum, oldukça düz basit ve klasik buldum. Yani bu sergi bir başka galeride yer alsaydı yine böyle bir görsel tasarım ile karşımıza çıkardı. Tahminimce olay küratörün (Selen Ansen) eserleri seçiminde ve sıralayışında gizli. Üst katlara çıktıkça ise sanatçının vermek istediği mesaj ağırlaşıyor, acaba böyle bir düşünce de bulunulmuş muydu, yoksa merdiven çıkmanın verdiği bir yan etki mi bu? Şaka ve yüzeysellik bir yana, broşürdeki tanımlamaya göre; “Sergi, iç ve dış kavramlarının tarihsel ve kültürel inşasını merkezine alarak, dünyayı algılayışımızı belirleyen kategorilere kendimizi inşa ederken dışarıyla ve ötekiyle kurduğumuz ilişkilere dair pek çok gönderme içeriyor.” Ben ise birçok eserde yoğun bir biçimde ümitsizlik, karamsarlık ve bir çıkmazın içindeymiş gibi hissettim. Bu bir sanatçının çıkış noktası veya ilhamının doruklara ulaştığı anı olabilir ancak eserin izleyicide bıraktığı en son his sanki bu olmamalı. Bir de toplumsal yaramız olan çağdaş sanattan korkma ve korktuğu içinde saygı duyma güdüsüne vurgu yapmak istiyorum. Ya direk reddediliyor ya da vardır bir hikmet denilerek anlam aranıyor. Şahsen diğer akımlarda da olduğu gibi çağdaş sanata da tarafsız bir biçimde yaklaşıyorum,daha komplike gözüktüğü için ekstra bir anlam yüklemenin gereksiz ve kolaya kaçmak olduğu aşikar. Marcel Duchamp‘ın Pisuvarı ile başlayan bu “çılgın” akımı da diğer sanat akımları gibi değerlendirebilir, dar kelime haznesi ile aynı cümleleri kurarak sanat hayatını idame ettiren guru’ların piyasadan giderek azalarak yok olmasına bile neden olabiliriz..
Sergiye dönecek olursak, hemen girişte bronz heykellerden sonra ziyaretçiyi karşılayan Et resmi bende tam broşürde tarif edilen “Hem güzel hem de yadırgatıcı” hissini yarattı. Bu resmin önünde sanırım belli bir saniyeden fazla vakit geçiren yoktur, çünkü dikkat çekiyor, inceleniyor ve daha sonra bir irkilme hissi yaratıyor. “Tarihin yaratılış serisi” isimle yer alan halılar ise belki de sergideki en güncel eser. Halının üzerinde Brezilya, Yunanistan, Mısır, Hindistan ve İngiltere gibi ülkelerde gerçekleşen isyanların foto-muhabirler tarafından çekilmiş fotoğrafları yer alıyor. Tam o anda sergide bir kadın, arkadaşına bu halıları anlatıyordu;“Halılar bilerek böyle ortalığa serilmiş, insanlar üzerilerine basarak tarihe şahit olsunlar istenmiş..” Hepimizin yakından takip ettiğine inandığım bu siyasi direnişler, ayaklanmalar sanatçılar tarafından yorumlandığında genellikle anı yansıtmaktan öteye pek gidemiyor. Aynı şey 13. İstanbul Bienal’inde Gezi Olaylarını ele alan bir Alman sanatçı içinde geçerliydi. Yaratıcı ve duyarlı olarak bildiğimiz sanatçı, ele aldığı siyasi bir olayı yeniden yorumlayarak sağlam bir mesaj vermeyecek de ortalama bir siyasi mesajla belediye seçimleri için bizden oy mu isteyecek?
Tekrar sergiye dönüyorum, et resiminden sonra en çarpıcı ve düşünüldüğünde ürkütücü bulduğum iş 4. fotoğrafta yer alan sanatçının kendi kanını dondurarak yaptığı otoportresi oldu. Bu buzdan heykel ya da kandan otoportre bir cam kabın içerisinde sergileniyor. En beğendiğim iş son fotoğraflarda yer alan, 2012 yapımı “Yaşam Nefes Alır”. Bu bronz kadın heykeli elinde bir kafatası tutuyor ve yine broşürden aldığım referansa dayanarak söylüyorum; ölümün kaçınılmazlığını hatırlatıyor, kadının elinde kristal bir küre gibi tuttuğu kafatası, kendi ölümlülüğüne dair bir işaret aradığını gösteriyor, figür kendi ruhsal yolculuğu içinde sokaklarda gezinen bir seyyahı andırıyor. Bu heykelin bulunduğu noktadaki ışıklandırma ise gayet hoş, şöyle bir heykelin karşısına oturup onun düşüncelerine ortak olmak gerekiyor..

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!