Genel

Çok izlediğimden değil, zor izlediğimden 2

20 Şubat 2014
onur-ünlü-güneşin-oğlu

Herkese yeryüzünün en az film izleyen insanının yaptığı film eleştirileri ya da tavsiyelerinden merhaba! Sanırım şu az film izleme olayından ve neden olduğundan bu serinin ilk yazısında bahsetmiştim. Bu yazıda ise beni sinemaya, film izlemeye yakınlaştıran, kendi topraklarımızdan böyle şeylerin çıkmasına sevindiren bir filmden bahsedeceğim. Filmi maalesef vizyonda değil çok daha sonra internetten izlemiştim. Ve geçenlerde bir internet sitesinde kitap,dvd bakarken gördüm Güneşin Oğlu’nu. Dvd olarak piyasaya sürüldüğünden haberim olmadığı için inanılmaz derecede sevindim ve hemen almak istedim. Ancak, sipariş etmeye üşendim. Ve hafta sonu d&r’da gezerken acaba var mıdır diye görevliye sordum, beklenen cevap muazzamdı film ellerinde vardı -alkışlar buraya gelsin-
Tüm Onur Ünlü severler olarak -dernek konuşması yapıyorum galiba?- biliyoruz ki bu adamın yaptığı işlerde insanı çeken apayrı bir şey var. Bir röportajında ona filmleri üzerinde nasıl çalıştığı soruluyordu ve kendisi her zamanki edasıyla “Tek bir şeye kafa yoruyorum, uzun zaman tek bir şeye odaklanırsanız, istediğinize ulaşırsınız. Büyütülecek bir şey değil.” diyordu.. Onun bakış açısından sinemaya bakabilmek şüphesiz ki bir yetenek. Salt bir şekilde zamana yayılarak ortaya çıkacak bir şey hiç değil. Bir yandan da insanın kendini bilmesi, ne olduğunu düşünerek böbürlenmesi değil, ne olamadığının-olmadığını bilmesi anlamına geliyor. Ve Onur Ünlü insanın bu “olacağım, oldum” halleriyle yakından ilgileniyor. Kimi zaman da insanın yalnızca bencil duygularla algıladığı ölüme biraz dışarıdan bakıyor ve *insanın endişeden yaratıldığını bir kez daha bizlere idrak ettiriyor..
Onur Ünlü – Güneşin Oğlu (2008)
2008 yılında 10 günde çekilen ve Kasım ayında yayınlanmış olan filmde oyuncular gerçekten çok başarılılar. Köksel Engür’ün canlandırdığı Fikri Bey karakterinin “güneşin oğlu” olması sonucu aslında tek bir karakteri -yani ruhu- bir çok bedende izliyoruz. Fikri Bey, günümüzde bir çok anket sorusunda yer alan bir hayalin parçası oluyor, güneşin oğlu olduğu gibi, beden beden gezip merak ettiği ya da etmediği insanların bedenlerine giriyor. Yani bir başkası oluyor. Başlarda bu duruma oldukça isyan ediyor olsa da zaman zaman kabulleniyor, kendi bedeninden bir başka vücutta iken aynaya haşin bakışlar atıyor veya “katilim ben katil” diyerek içine girdiği bedenin ruhunu da benimsiyor. Zaten tam o anda da içine girdiği paradoksu çözüyor. Filmde en çok sevdiğim sahnelerden biri Haluk Bilginer’in okuduğu şiir ve profesörün Fikri Bey’e ruhların birbirine nasıl girdiğini anlattığı, gösterdiği sahne. Özellikle profesör ve Fikri Bey’in sahnesinde mizahın gerektirdiği tüm unsurlar mevcut ve senaryonun getirdiği özgün hususlar sayesinde insan hem gülüyor hem de gerçekten hayret ediyor. Fikri Bey’in “ben, ben, ben” dediği bir anda Şeytanın Avukatı filmindeki Şeytanın kibirden bahsettiği sahne misali, insanın en sık yakalandığı bu hataya oldukça başarılı bir gönderme yapılıyor. Ve aslında Fikri Bey’in başını içten içe sevdiği karşı apartmanda oturan Şule değil, yıllarca beklediği mucizenin gerçekleşmesi yakıyor. Film, Onur Ünlü’nün son filmi olan Sen Aydınlatırsın Geceyi’de de vurguladığı “aslında iyi ki ölümsüz değiliz” mesajı ile sonlanıyor.. Geride kalan izleyiciye ise müthiş bir duygu karışımı bırakıyor.

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!