Genel

KAÇUV ve Gönüllü Eğitimi

30 Ocak 2014
Almanya’ya gitmeden önce okulun bize verdiği 30 günlük Alman dili ve kültürü eğitimi sırasında bizi vakıfla tanıştıran Almanca hocamız Ayşe Güvenir sayesinde tanıdım Kanseri Çocuklara Umut Vakfını. Biz Erasmus öğrencileri olarak yemekler hazırlayıp Cerrahpaşa hastanesine ve KAÇUV aile evine ziyarette bulunmuştuk. O gün, Almanya’dan döndükten sonra yapacağım şeylerden birini bulmuştum; bu vakıfta mutlaka gönüllü olmak. Gönüllü olmak esasında ne bir mucize ne de olağan üstü bir başarı. Çünkü aslında hepimizin içinde bir yerde yardım etmek, hayır kurumlarını desteklemek, bir parça da olsa maneviyatı güçlendirmeye yönelik istekler var.
İstanbul’a dönünce KAÇUV’un gönüllü formunu doldurdum ve 2012 Temmuz ayında da vakfın tanıtımına, gönüllü bilgilendirmesine katıldım. Bu eğitimi oldukça tatlı dilli olan vakfın gönüllülerinden sorumlusu Aslı Hanım ve vakfın genel sekreteri Gözde Hanım verdi. Çocuklarla özellikle de hasta çocuklarla iletişim söz konusu olunca hemen insanın kafasında uyanan soruları öncelikle eksiksiz cevapladılar. Kanserin ne olduğundan, çocuklarla etkinlik yaparken neden maske takıyor olduğumuzdan, bizden geçebilecek olan mikropları önlemek için bu gibi önlemler aldığımızdan bahsediyorlar.
Oyun odası ve çocuklarla yapılabilecek olan etkinlikler anlatıldığında ise gerçekten bu kadar fazla seçeneğimizin olacağını hayal etmezdim. Hastanede tedavi gören çocuklar zaten oyun odasındaki her şeyin yerini detaylı bir şekilde bildikleri için zamanla gönüllü olan kişi çocukların yönlendirmesiyle oyunların nerede olduğunu ve hatta nasıl oynandığını keşfediyor. Temmuz ayındaki bilgilendirme sonrası teorik olarak gönüllüler sorularına cevap buluyorlar ancak pratiğe geçene kadar illa ki “acaba”lar insanın aklında yer ediyor. Ben ilk etkinlik günümde iki gönüllü ile birlikteydim. Bir gönüllünün de benim gibi ilk günüydü. Diğer gönüllü ise Amerika’da tıp okuyan ve kuruma uzun zamandır gelen biriydi. Bu yüzden ilk günümde bir çok şeyi ona danıştım. İlk gün birkaç çocuğu görme şansım olsa da ortamı, oyuncakları, düzeni tanıdım ve bir sonraki etkinlikler için alışmış oldum.
Kanserli çocuklara umut vakfının beni etkileyen en önemli kısımlarından biri Cerrahpaşa’da bulunan aile evi olmuştu. Burada tedavisine ara verilen çocuklar ve aileler kendilerine ait odalarda kalabiliyorlar. Aile evinde bulunan 14 odada banyo, yatak, televizyon, klima gibi çocuğun ve ailenin kaldığı sürece ihtiyaç duyacağı şeyler mevcut. Giriş katta ise ortak bir mutfak, mutfağın arka tarafında ise ufak bir bahçe var. Girişten alt kata indiğimizde ise yine bir çocuğun aklını başından alabilecek renkte ve dizaynda bir oyun odası var. Ve bu aile evinin en önemli işlevlerinden biri ise şehir dışından gelen aileler için bir konaklama imkanı sunuyor olması. Hastalık esnasında bir tanıdıklarının yanlarında kalmak, çok da hijyenik olmayan koşullarda bir hasta çocuğun bulunması oldukça olumsuz bir durum. Aile evi bu duruma bir çare buluyor ve kimi zaman sokakta yatmak durumunda kalan babalara veya tedavisi ara veren ve kalacak yeri olmayan çocuklara yer imkanı sunuyor. Bu hizmetleri ise ailelerden herhangi bir ücret almadan gerçekleştiriyorlar.
Gönüllüler hem KAÇUV’un aile evinde görev alabiliyor, orada yatan çocuklarla etkinlik yapabiliyor hem de vakfın oyun odasına sahip olduğu hastanelerde (Cerrahpaşa, Şişli Etfal, Kanuni Sultan Süleyman Hastanesi vs.) görev alabiliyor.
Eğitimlerde tüm katılımcıların yani gönüllülerin ilk etapta merak ettiği ve sordukları çocukların herhangi bir olumsuz sorusunda, hastalığa dair duydukları yanlış bilgiler esnasında neler yapılabileceği. Öncellikle çocuklara kanser olduklarından bahsetmiyoruz. Böyle bir soru ile geldiklerinde ise önce onların konuya dair ne bildiklerini öğreniyoruz, bizim ağzımızdan bilgi almaya çalışıyor olmalarına dikkat ediyoruz ve sonrasında bu konuya dair bir bilgimizin olmadığını, ancak araştıracak olduğumuzu ona söyleyip ilgisini başka yere çekiyoruz. Ben çocuklar ile etkinlik yaparken böyle sorunlarla karşılaşmadım, ancak eğitim esnasında her durum göz önünde bulundurulduğu için bu gibi olası durumlara karşı hazır olmak insanı rahatlatıyor.
Çocuklarla yaptığım etkinliklerde saat 11.00 ile 13.00 arasında hastanede bulunuyordum. Ve birkaç istisna dışında o saatin nasıl geçtiğini hiçbir zaman anlamadım. Kimi ile resimler çizdim, kimisiyle Jenga’da kapıştım, kimisi playstation oynarken yeni bir şeyler öğrendim. Bu çok kişisel bir yorum olacak ama ben her defasında o çocuklardaki olgunluktan inanılmaz etkilendim. Bir defasında Jenga oynadığım çocuk ben taşımı çekerken iki eliyle Jenga’yı tutmaya çalışıyordu ki ben rahatça çekebileyim diye.. Etkinlik yapmaya giderken hazırladığım kelime avı gibi oyunlar hemencecik bitiyordu, “abla daha zoru yok mu bunların” nidaları yankılanıyordu. Yani özetle orada yaşadığım deneyim, paylaşım şu dünyada başka bir yerde edinemeyeceğim bir şey.
Geçtiğimiz hafta sonu yani 25-26 Ocak’ta ise vakfın gönüllülerine yönelik verdiği İstanbul Kalkınma Ajansı iş birliğinde gerçekleştirdiği “Oyun benim ilacım” eğitimine katıldım. Bu etkinlikte yeni katılımcılar için başta vakfın yaptığı işler anlatıldı, sonrasında gönüllülerin birbirini tanıyacağı yani sosyalleşmemizi sağlayan oyunlar oynandı. Yaş gruplarına göre çocuklarla iletişimin önemli noktaları anlatıldı. Ailelerle olan iletişimin de önemli yanlarından bahsedildi. Çocukların ailelerine olan tutumları, yani örneğin hastalık esnasında yaşından daha küçük davranabilen ve annesine daha bağımlı olabilen çocuklardan bahsedildi. Hastalık sürecinde çocukları etkileyen psikolojik detayları bilmek empati yapabilmek için ilk koşullardan biri. Yine tedavinin yan etkileri anlatıldı. Çünkü zaman zaman çocuklar aldıkları ilaçlardan dolayı yorgun,bitkin olabilirler. Kendimizi hasta halde düşünecek olursak basit bir gripte bile insan sızlanıyor, yattığı yerden kalkamıyor ve canı hiçbir şey yapmak istemiyor. Ve o çocuklarda ciddi bir hastalık tedavisi görüyor, evet motivasyona yani oyuna ihtiyaç duyuyorlar, belki de oyun sayesinde birçok şeyin üstesinden geliyorlar ama zaman zaman da etkinliklerde bulunmak da istemeyebilirler. Ki ben de etkinlik için gittiğim bir gün böyle bir durumla karşılaşmıştım. O gün iki saat boyunca oyun odasına gelen çocuk olmamıştı. Yani bu durumun nadir de olsa yaşanabileceği konusunda bilgilendirildik.
“Oyun benim ilacım” eğitiminden oldukça memnun kaldım. Hatta bundan daha başarılı bir şekilde aynı eğitimi başka bir kurum verebilir miydi bilemiyorum. Çünkü hem konuşmacıların yani bir eğitim görevlisinin ve bir de uzman psikologun bizimle paylaştıkları bilgilerin işlevselliği hem de bu bilgileri anında pratiğe döküyor olmak beni cezbetti. Çocuklarla yapacak olduğumuz oyunları önce biz deneyimledik ve bir konuyu kavramanın en püf noktası olan “soru sormak” bu etkinlikten hiç eksik olmadı.
Eğitimin bir bölümünde ise tedavi esnasında çok nadir de olsa gerçekleşen ölümden bahsedildi. Bu konuyu eğitime ekleyip eklememe arasında kararsız kalmışlar ve bence kesinlikle konuşulması gerekiyordu. Bir kayıp sırasında hastanede yaşananlar, çocukların durumdan nasıl etkilendikleri ve yaş gruplarına göre çocukların “ölüm” algısı konuşuldu. Bu arada çevremizden ve ailemizden devamlı çocukların yaşantılarına şahit oluyor olsak da uzmanından çocukların yaş gruplarına göre neler yapabileceklerini, neleri anlayabileceklerini ve onlara nasıl yaklaşılmasının gerektiğini öğrenmek şahsım için çok faydalı oldu. Bir başka konu ise etkinlik sırasında 15-16 yaşlarında iki ergen ile nasıl iletişim kurmam gerektiğini tam bilemediğim için bu durumu danıştım ve aklımdaki sorulara cevap buldum.
İki günlük eğitimin sonunda artık herkes tıpkı benim gibi kafasındaki sorulara cevap buluyor ve edindiği deneyimler sayesinde kendini daha iyi hissediyordu. Bu kadar profesyonel bir şekilde gönüllüleri ile ilgilenen ve araya samimiyetten başka bir şey koymayan Kanserli Çocuklara Umut Vakfına buradan da bir teşekkür etmek istiyorum.

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!