Genel

Hisset

3 Temmuz 2013

“Ben de tam seni düşünüyordum” cümlesinin bir çekiciliği vardır. Hissetmiş olmanın verdiği bu tuhaf haz, çok matah bir şey sandığımız aklın sınırları dahilinde olmadığı için çoğu zaman es geçeriz. Gözle görülür, elle tutulur şeylere duyulan bu katı inanç temelini hiç sorgulamadan kabul ettiğimiz yargılardan alıyor olmalı. Aklın sınırları içerisinde gerçekleşen olayları kavramak daha kolay olduğu için insana güven hissi veriyor. Ama ya gerçekten de senin düşündüğün şey tam da o esnada gerçekleşiyorsa? Bu sorunun cevabı bir çok ticari nesneye meze oldu. Düşünce gücü üzerine yazılan kitaplar, filmler kısa süreliğine insanı –belki- etkiliyor ama uzun vadede yarattığı olgu maalesef aklın sınırlarında kalıyor ve hislerimiz ile aynı kategoride yer alamıyor. E, sonuçta bilimde tıkanıyor. Ya da bilim, hiçbir zaman tıkanacak kadar yoğunlaşmıyor, her yeni bilimsel gelişmenin açıklanması için belli zamanlar var ve biz bu süreçler içerisinde oluşturulan doğru-yanlış-gerçek yargıları içerisinde savruluyoruz. Zaten yıllardır pazarlanan düşünce nedense bir türlü pratiğe geçemiyor. Demek ki es geçilen detay düşünceden bile daha soyut bir şeydi. Düşünce aklın ağından bir türlü kurtulamıyor, bu da gel-gitleri yaratıyor. Oysa gönülden yola çıkan her şey varacağı yere zamanında ulaşıyor. Hatta o kadar dakik bir yolculuk gerçekleştiriyor ki genellikle biz geç kaldığını “düşünüyoruz”. “Nerede kaldı” sorusunu akıl kurcalıyor ve bu yüzden beklemekte zorlanıyoruz. Hissetmeye olan güven sarsılıyor ve suretinden etkilendiğimiz hisler bizi bulunca etkilenmiyoruz. Aklın önümüze serdiği ağlara takılarak ve belki de kaçtığımızı sanarak bekliyoruz. Durarak bekledikçe köreliyoruz.. 

You Might Also Like

No Comments

Bir Cevap Yazın

error: Content is protected !!